Üç Sahne, Üç Soru
Bir öğrencinin bir gününden üç sahne:
- Gece kampında gökyüzüne bakıyor. Gezegenler her yıl aynı yörüngede dönüyor, mevsimler aynı sırayla geliyor. Aklına şu soru takılıyor: "Bu düzen kendiliğinden mi?"
- Biyoloji dersinde bir hücrenin bölünmesini izliyor. Her canlı bir gün var olmuş, bir gün yok olacak. Soru: "Sonradan var olan her şeyi var eden kim?"
- Tarih dersinde farklı çağlarda, birbirini hiç tanımayan toplumların hepsinde bir yaratıcı arayışı olduğunu öğreniyor. Soru: "Bu arayış neden bu kadar yaygın?"
Üç soru, İslam düşüncesinde Allah’ın varlığına ilişkin üç akli delilin çıkış noktasıdır. Evreni, insanı ve vahyi okuyarak Yaratıcı hakkında bilgi sahibi olmaya marifetullah denir. Delil kurmak bu okumanın akılla yapılan kısmıdır.
Birinci Sahne: Gaye (Nizam) Delili
Akıl yürütme üç basamaklıdır: evrende düzen gözlenir → düzen bir amaca işaret eder → düzeni koyan bilinçli bir irade vardır. Gezegenlerin düzenli hareketi, mevsimlerin sırası, canlılardaki uyum bu delilin malzemesidir. Kur’an da bakışı buraya yönlendirir: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için elbette ayetler vardır." (Âl-i İmrân suresi, ayet 190).
Mini soru: Bir tabloda A yaklaşımı düzeni tesadüfle, B yaklaşımı bir iradeyle açıklıyor. Gaye delili hangisine dayanır? B; çünkü düzenin amaçlılığından bir iradeye ulaşır.
İkinci ve Üçüncü Sahne: Hudus ve Fıtrat
Hudus delili: "Sonradan var olan her şeyin kendisini var eden bir sebebe ihtiyacı vardır; evren de sonradan var olmuştur; öyleyse evrenin bir var edicisi vardır." Kelam âlimlerinin en çok kullandığı delildir. Gaye deliliyle farkı dayandığı gözlemdedir: gaye delili düzene, hudus delili var olmanın sonradanlığına bakar.
Fıtrat delili: İnsanın yaratılışında bir yaratıcıya yönelme eğilimi bulunduğu fikrine dayanır. "Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata yönel." (Rûm suresi, ayet 30). Farklı çağ ve toplumlardaki yaygın arayış bu delilin gözlemsel dayanağıdır.
| Delil | Dayandığı gözlem |
|---|---|
| Gaye (nizam) | Evrendeki düzen ve amaçlılık |
| Hudus | Evrenin ve varlıkların sonradan var olması |
| Fıtrat | İnsandaki yaratıcıya yönelme eğilimi |
Daha Zor Bir Delil: İmkân
Filozoflar bir dördüncü yol daha önerdi. İbn Sînâ (ö. 1037) varlıkları ikiye ayırır: var olması da olmaması da mümkün olan (mümkin) ve var olması zorunlu olan (vâcib). Mümkün bir varlık kendi kendini var edemez; bir sebebe dayanır. O sebep de mümkünse başka bir sebebe dayanır. Bu zincir sonsuza kadar uzayamayacağına göre, varlığı kendinden olan zorunlu bir varlıkta durmalıdır. Hudus delili "evren başladı mı?" sorusuna, imkân delili ise "evren kendine yeter mi?" sorusuna dayanır; evrenin bir başlangıcı olup olmadığı tartışmasına girmeden de işler. Kelamcı Gazzâlî (ö. 1111) ise hudus delilini savundu ve filozofların bazı görüşlerini eleştirdi. Farklı yollar aynı soruya farklı kapılardan girer. Kur’an bu okumayı iki yöne birden çağırır: "Onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz." (Fussilet suresi, ayet 53). Ufuk evreni, nefis insanın kendisini anlatır.
Sık Yapılan Hata: "Nasıl Olduğunu Bildim, O Hâlde Yaratılmamış"
Yağmurun nasıl oluştuğunu öğrenen bir öğrenci "Buharlaşma, yoğuşma, yağış; demek ki yağmurun yaratılışla ilgisi yokmuş." diyor. Bu çıkarımda iki farklı soru karıştırılmıştır. Bilim nasıl sorusuna cevap arar: yağmur hangi süreçle oluşur? Din ve felsefe gibi anlam alanları niçin sorusuyla ilgilenir: bu düzen neden var, hayatın anlamı nedir? Bir olayın nasıl gerçekleştiğini bilmek, niçin var olduğu sorusunu cevaplamaz. Evreni yalnızca ölçen bakış işleyişi bilir; anlam arayışıyla okuyan bakış varlığın nedeni üzerinde durur.
Ters yöndeki hata da vardır: "Aklımla kavrayamadığım hiçbir şeyi kabul etmem." diyen kişi, insan aklının sınırlı olduğunu ve her alanı kuşatamayacağını göz ardı eder. Akıl, marifetullahın aracıdır ama tek kaynağı değildir.
Tanımak ve Benzetmemek: Tevhit ve Tenzih
Allah’ı tanımanın iki sınırı vardır. Birincisi tevhit: Yaratıcının bir olduğuna, ortağı ve benzeri bulunmadığına inanmak. İkincisi tenzih: Yaratıcıyı yaratılmışlara ait eksiklik ve sınırlılıklardan uzak tutmak. "O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir." (Şûrâ suresi, ayet 11). Ayetin ilk cümlesi tenzihi, ikinci cümlesi sıfatları anlatır; biri ötekini dengeler.
Sıfatlar bu dengeyle okunur. Zatî sıfatlar 6 tanedir (vücûd, kıdem, beka, vahdaniyet, muhâlefetün li’l-havâdis, kıyâm bi-nefsihî) ve yalnız Allah’a aittir. Subutî sıfatlar 8 tanedir (hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret, kelâm, tekvin); bunlar sınırlı ölçüde yaratılmışlarda da bulunabilen niteliklerdir: insan da bilir, işitir, konuşur; ama sınırlı ve sonradan kazanılmış olarak.
İsimler Ahlaka Nasıl Dönüşür?
Hz. Peygamber Allah’ın 99 isminden söz etmiştir (Buhârî, Tevhîd; Müslim, Zikir). er-Rahmân bütün varlıklara karşılıksız merhamet eden, el-Alîm her şeyi bilen, el-Adl mutlak adaletli olan, el-Hakîm her işi yerli yerinde yapan demektir. İslam ahlakında bu isimler bir çağrı olarak da okunur: merhamet niteliğini öğrenen kişinin çevresine merhametle davranması, bilginin davranışa dönüşmesidir.
Marifetullahın günlük karşılığı da buradan çıkar: Yaratıcı tanındıkça emanet bilinci gelişir, davranış sorumlulukla biçimlenir. Duada da aynı denge vardır: içten olmak, emek göstermek ve sonucu teslimiyetle karşılamak. Hazırlık yapıp sonucu teslim etmek tevekküldür; hiç hazırlık yapmadan beklemek ise sorumluluktan kaçınmaktır.
Sınav ipucu: Tanım kutusunda "evreni, kendini ve vahyi okuyarak Yaratıcı hakkında bilgi sahibi olmak" yazıyorsa cevap marifetullah; "sonradan var olan her şeyin bir sebebi vardır" yazıyorsa hudus; "insanın yaratıcı arayışı" yazıyorsa fıtrat delilidir. "Kartlar birlikte" sorusunda en kapsayıcı cevap evreni okumayı, akıl yürütmeyi ve bunu davranışa dönüştürmeyi birlikte içerir.
Sık sorulanlar
Gaye delili ile hudus delili arasındaki fark nedir?
Gaye delili evrendeki düzen ve amaçlılıktan, hudus delili evrenin ve varlıkların sonradan var olmasından hareket eder.
Tenzih ne demektir?
Allah’ı yaratılmışlara ait eksiklik ve sınırlılıklardan uzak tutmaktır. Şûrâ suresi 11. ayetteki "O’nun benzeri hiçbir şey yoktur" ifadesi dayanağıdır.
Bilimsel açıklama yaratılış inancını geçersiz kılar mı?
Hayır. Bilim bir olayın nasıl gerçekleştiğini açıklar; niçin var olduğu ve anlamı sorusu din ve felsefenin alanıdır. İki soru birbirinin yerine geçmez.