Dört İddia, Dört Pasaport
Bir bilginin bir "pasaportu" olduğunu düşünelim: nereden geldiği ve ne kadar güvenilir olduğu üzerinde yazılı olsun. Şu dört cümlenin pasaportunu çıkarmayı deneyelim:
- "Su deniz seviyesinde 100 °C’de kaynar."
- "Suya batırdığım kalem kırıldı."
- "10. yüzyılda Harezm’de Bîrûnî adında bir bilgin yaşadı."
- "Ölümden sonra ahiret hayatı vardır."
Birinci cümle deney ve gözlemle, yani duyularla sınanır. İkincisi duyuların yanıldığı bir örnektir; aklın müdahalesi gerekir. Üçüncüsü hiçbirimizin görmediği ama çok sayıda bağımsız kaynağın aktardığı bir haberdir. Dördüncüsü ne gözlemle ne deneyle sınanabilir; bilgisi vahye, yani doğru habere dayanır. Cümlelerin her biri doğru olabilir; ama her birinin doğruluğu farklı bir yoldan sınanır. Yanlış yolla sınamak, doğru bir bilgiyi bile yanlış yere koyar. Dört cümle, İslam düşüncesindeki üç bilgi kaynağının haritasını çıkarır.
Önce Varlık: İki Âlem, İki Tür Var Olan
Bilginin kaynağını konuşmadan önce neyi bilmek istediğimizi ayırmak gerekir. Varlık alanı ikiye ayrılır:
- Şehadet âlemi: duyularla algılanabilen varlık alanı. Taşlar, canlılar, yıldızlar.
- Gayb âlemi: duyularla algılanamayan, bilgisi habere dayanan alan. Melekler, ahiret.
İkinci ayrım var olanın niteliğiyle ilgilidir. Yaratıcının varlığı kendindendir, başkasına muhtaç değildir; yaratılanın varlığı ise başkasına bağlıdır ve sonradan var olmuştur. Kelam kitapları ilkine "vâcibü’l-vücûd" (varlığı zorunlu), ikincisine "mümkinü’l-vücûd" (var olması da olmaması da mümkün) der.
Üç Kaynak
Ömer en-Nesefî’nin (ö. 1142) akaid metninde özlü biçimde sayılan üç kaynak şunlardır:
- Selim duyular: sağlıklı işleyen duyu organları. "Selim" şartı boşuna değildir; renk körlüğü olan birinin renk bilgisi ya da ateşli bir hastanın sıcaklık algısı yanlış veri üretebilir.
- Akıl: duyu verisini değerlendirir, karşılaştırır, sonuç çıkarır. Suya batırılan kalem kırık görünür ama akıl ışığın kırılmasını hesaba katar ve kalemin sağlam olduğuna hükmeder. Dinî yükümlülüğün akıl sağlığı yerinde olan ve ergenlik çağına ulaşan kişiler için söz konusu olması da aklın dindeki yerini gösterir: sorumluluğun temel şartıdır.
- Sadık (doğru) haber: iki türlüdür. Peygamber haberi, yani vahiy; ve mütevatir haber, yani yalan üzerinde birleşmeleri düşünülemeyecek kadar çok sayıda kişinin aynı olayı aynı biçimde aktarması. Mekke’yi hiç görmemiş biri de Mekke’nin varlığını mütevatir haberle bilir.
Mini soru: "Ahiret hayatının niteliği" hangi yolla bilinir? Deneyle değil; vahiy ve sadık haberle. Akıl ile vahiy arasındaki ilişki şöyle özetlenir: vahiy bildirir, akıl anlar ve yorumlar, bilgi anlaşılır hâle gelir. Biri ötekinin yerine geçmez; birbirini tamamlar.
Bilginin Dereceleri
| Derece | Anlamı | Örnek |
|---|---|---|
| Kesin bilgi (yakîn) | Şüpheye yer bırakmayan bilgi | Mütevatir haberle bilinen bir şehir |
| Zan | Doğru olma ihtimali bulunan, kesinlik taşımayan kanaat | Tek bir kişinin aktardığı haber |
| Şüphe (şek) | İki ihtimal arasında karar verememe | Kapıyı kilitledim mi? |
Tek kişinin aktardığı haberin bilgi değeri daha düşüktür; tek kaynağa dayandığı için ek inceleme ister. Bilgi türleri de ikiye ayrılır: bir kavramın tanımını bilmek nazari (teorik), bir işi doğru biçimde yapabilmek ameli (pratik) bilgidir.
Sık Yapılan Hata: "Herkes Böyle Diyor"
Bir kişi tek bir kaynaktan duyduğu bilgiyi "herkes böyle diyor" diyerek aktarıyor. Hata şudur: tek kaynaklı bilgiyi mütevatir haber, yani yaygın kabul gibi sunmak. Sosyal medyada bir iddianın 10.000 kez paylaşılması onu mütevatir yapmaz; çünkü 10.000 paylaşımın hepsi aynı tek kaynaktan kopyalanmış olabilir. Mütevatirde önemli olan kaynakların sayısı ve birbirinden bağımsızlığıdır, tekrar sayısı değil.
Kur’an bu konuda net bir ölçü koyar: "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur." (İsrâ suresi, ayet 36). Kaynağı araştırılmadan yaygınlaştırılan haber, doğruluğu bilinmeyen bilginin yayılmasına ve başkalarının zarar görmesine yol açabilir.
İkinci hata ters yöndendir: "Deneyle gösterilemeyen hiçbir şey bilgi sayılmaz." Bu görüş, bilginin tek yolunu deney saydığı için haber ve akıl yolunu dışlar. Oysa dünün tarihini, uzak bir ülkenin varlığını ya da bir teoremin doğruluğunu deneyle değil haber ve akılla biliriz.
Bilginin Evleri
İslam medeniyetinde bilgi üretmek, korumak ve aktarmak için kurumlar kuruldu: medrese, kütüphane, rasathane ve darüşşifa. Bağdat’ta 9. yüzyılda çeviri ve araştırma merkezi olarak çalışan Beytü’l-Hikme, bu kurumların en bilinenidir. Evrendeki düzeni gözlemek, üzerine düşünmek ve anlam çıkarmak sürecine dinî literatürde tefekkür denir; rasathanedeki gökbilimci ile balkonda yıldızları seyreden öğrenci aynı soruyu farklı araçlarla sorar.
Baştaki kırık kalem örneği de bu geleneğe bağlanır. Işığın kırılmasını ve görmenin nasıl gerçekleştiğini deneylerle inceleyen İbn Heysem (ö. 1040) Kitâbü’l-Menâzır adlı eserinde duyuların yanılabileceğini, bu yüzden gözlemin ölçüm ve akılla denetlenmesi gerektiğini savundu. Selim duyu şartı ile deneysel yöntemin temel fikri burada buluşur: duyu veriyi getirir, akıl onu sınar. Klasik kelam geleneği de akıl ile vahiy arasında görünürde bir çelişki olduğunda birini atmaz; ifadeyi yeniden inceler ve gerekirse yoruma (tevil) başvurur.
Sınav ipucu: "Öğrenmek, doğrulamak, sorumlulukla aktarmak" kartları bilginin bir sorumluluk olarak görüldüğünü anlatır. "Varlık iki alandır, bilginin üç kaynağı vardır, akıl sorumluluğun şartıdır" kartlarının ortak sonucu ise şudur: İslam düşüncesinde varlık ve bilgi, akıl ile haberin birlikte işlediği bir çerçevede ele alınır.
Sık sorulanlar
İslam düşüncesinde bilginin kaynakları nelerdir?
Selim (sağlıklı) duyular, akıl ve sadık haber. Sadık haber peygamber haberi (vahiy) ile mütevatir haberi kapsar.
Mütevatir haber nedir?
Yalan üzerinde birleşmeleri düşünülemeyecek kadar çok ve birbirinden bağımsız kişinin aynı olayı aynı biçimde aktardığı haberdir; kesin bilgi verir.
Duyular neden "selim" olmalıdır?
Sağlıklı işlemeyen duyu yanlış veri üretebilir. Renk körlüğü olan birinin renk bilgisi ya da suya batırılan kalemin kırık görünmesi, duyu verisinin akılla denetlenmesi gerektiğini gösterir.
Gayb âlemi nasıl bilinir?
Duyularla algılanamadığı için bilgisi vahye ve peygamber haberine dayanır; akıl bu bilgiyi anlar ve yorumlar.