Herkesin Olan Otlak
Bir köyün herkese açık bir otlağı olduğunu düşünün. Her çoban bir hayvan daha eklerse kendi kazancı artar; otlağın aşınmasının zararı ise bütün köye bölünür. Her çoban aynı hesabı yapar ve bir gün otlak tükenir. Ekolog Garrett Hardin 1968'de Science dergisinde yayımladığı makalede bu duruma ortak malların trajedisi adını verdi.
Şemada süreç şöyledir: ortak otlak herkese açıktır, herkes payını artırır, otlak tükenir. Ortaya çıkan temel sorun, bireysel olarak akılcı görünen tercihlerin toplamda herkesin zararına sonuç vermesidir. Balık stokları, yeraltı suyu ve atmosfer de böyle ortak kaynaklardır.
Peki çözüm yok mu? Elinor Ostrom, dünyanın farklı yerlerindeki toplulukların ortak kaynaklarını yüzyıllarca kendi koydukları kurallarla sürdürebildiğini gösterdi ve 2009'da Nobel Ekonomi Ödülü'nü alan ilk kadın oldu. Önerilen çözümlerin ortak yönü, kaynağın kullanımını ortak kurallara ve denetime bağlamaktır.
Doğa mı, Çevre mi?
İki sözcük çoğu zaman eş anlamlı kullanılır ama felsefede ayrılır. Doğa, insandan bağımsız olarak var olan bütündür. Çevre ise insanın içinde yaşadığı, etkilediği ve etkilendiği doğal ve yapay ortamdır. Çevre kavramında insan her zaman işin içindedir.
Değer türleri de ayrılır: bir şey başka bir amaca hizmet ettiği için değerliyse araçsal değer, kendisi için değerliyse içsel değer taşır. Bir orman kereste sağladığı için araçsal değere sahiptir; ormanın kendi başına korunmaya değer olduğunu söyleyen ise ona içsel değer yükler.
Ahlaki Çember Ne Kadar Genişler?
| Yaklaşım | Doğanın değeri | Temsilci |
|---|---|---|
| İnsan merkezli | İnsana yararı ölçüsünde | Geleneksel etiğin büyük bölümü |
| Canlı (acı) merkezli | Acı çekebilen her varlığın çıkarı gözetilir | Peter Singer, Hayvan Özgürleşmesi, 1975 |
| Doğa merkezli | Doğa kendi başına değerlidir | Aldo Leopold, Kum Yöresi Almanağı, 1949; Arne Naess (1912-2009) |
Jeremy Bentham 1789'da hayvanlar için şu soruyu sormuştu: "Soru, akıl yürütebilirler mi ya da konuşabilirler mi değil; acı çekebilirler mi?" Singer bu ölçütten bir argüman kurar: acı çekebilen varlıkların çıkarları gözetilmelidir; birçok hayvan acı çekebilir; o hâlde bu hayvanların çıkarları da gözetilmelidir. Argüman ahlaki değerlendirme çemberini insanın ötesine genişletir.
Naess 1973'te yüzeysel ve derin ekoloji ayrımını yaptı. Yüzeysel yaklaşım kirliliği azaltan teknik önlemlerle yetinir; derin ekoloji ise tüketim alışkanlıklarının ve insanın doğaya bakışının kökten değişmesini önerir.
Henüz Doğmamış İnsanlara Borcumuz Var mı?
1987'de yayımlanan Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz) sürdürülebilir kalkınmayı şöyle tanımladı: bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme imkânını ortadan kaldırmadan gidermek. Hans Jonas (1903-1993) 1979'da yayımlanan Sorumluluk İlkesi'nde teknolojinin gücü arttıkça sorumluluğun da gelecek kuşakları kapsayacak biçimde genişlemesi gerektiğini savundu.
Argümanın yapısı: Gelecek kuşaklar da yaşamak için doğaya muhtaç olacaktır. Bugünkü kullanım onların imkânlarını belirlemektedir. O hâlde bugünkü kuşağın gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluğu vardır.
Buna bağlı bir ilke daha var: bir uygulamanın zararlı olup olmadığı kesin olarak bilinmiyorsa, zarar kesinleşene kadar beklemek yerine önlem almak. Adı ihtiyatlılık ilkesidir; 1992 Rio Bildirgesi'nin 15. ilkesinde yer alır. Rachel Carson'ın 1962 tarihli Sessiz Bahar'ı, tarım ilaçlarının kuşlar üzerindeki etkisini zarar yaygınlaştıktan sonra belgeleyerek bu ilkenin neden gerekli olduğunu gösteren erken örneklerdendir.
Üç Zayıf Argüman
1. "Doğa milyonlarca yıldır kendini yeniledi; kirlilik için endişelenmeye gerek yok." Yanılgı, ölçek ve hız farkını görmemektir. Atmosferdeki karbondioksit sanayi öncesinde yaklaşık 280 ppm iken bugün 420 ppm'i aştı; bu artış doğal döngülerin binlerce yılda yaptığı değişimi birkaç kuşağa sığdırdı.
2. "Teknolojik gelişme sorunu nasılsa çözecektir." Teknoloji çözümün parçası olabilir; ama tüketim artmaya devam ederse verimlilik kazancı tüketimle geri yenir. Reklam ihtiyaç algısı oluşturur, satın alma artar, atık çoğalır: bu döngü teknik bir sorun değil, bir değer ve alışkanlık sorunudur.
3. Doğayı yalnızca ekonomik gerekçeyle savunmak. Bu savunma, ekonomik getirisi olmayan ya da daha kârlı bir kullanıma açılabilecek alanı korumasız bırakır. Bir bölgede kurulacak tesis istihdam sağlayacak ama yakındaki sulak alanın canlı çeşitliliğini azaltacaksa, karar yalnızca kazanç hesabıyla verilemez; ekonomik yarar ile doğanın değeri arasında bir çatışma vardır.
Kim Kirletiyor, Kim Etkileniyor?
| Grup | Kirliliğe katkısı | Etkilenme düzeyi |
|---|---|---|
| A ülkesi | Yüksek | Düşük |
| B ülkesi | Düşük | Yüksek |
Tablo bir adalet sorununu gösterir: sorunu en az yaratan, bedelini en çok ödeyebilir. Buna iklim adaleti sorunu denir. Bireyin etkisi sınırlı, sanayi ve kamu politikalarının etkisi yüksektir; yalnızca bireysel çabaya dayanan bir yaklaşım bu yüzden eksik kalır. Ama birey de önemsiz değildir: çevre bilincinde yalnızca bilgi vermek yetmez, çünkü bilmek davranışı kendiliğinden değiştirmez. Mini soru: Plastik poşetin zararını bilen ama yine de kullanan kişi neyi gösterir? Bilgi ile davranış arasındaki boşluğu; çevre eğitiminin davranış değişikliğini de hedeflemesi gerektiğini.
Sık sorulanlar
Ortak malların trajedisi nedir?
Herkese açık bir kaynakta her bireyin kendi kazancını artırmaya çalışmasının toplamda kaynağı tüketmesidir. Hardin 1968'de bu adla tanımladı.
İnsan merkezli ve doğa merkezli etik nasıl ayrılır?
İnsan merkezli etik doğaya insana yararı ölçüsünde değer verir. Doğa merkezli etik doğanın kendi başına, içsel bir değeri olduğunu savunur.
İhtiyatlılık ilkesi ne der?
Bir uygulamanın zararı kesin olarak bilinmiyorsa, zarar kesinleşene kadar beklemek yerine önlem alınması gerektiğini söyler.