Perşembe 16.40: Sunum Dosyası Yok
4 kişilik grubun sunumu yarın sabah 09.00'da. Ortak klasörde 12 slaytlık dosya dün akşam vardı, bugün yok. Kimse silmediğini söylüyor. Elinizde üç ipucu var:
(1) Klasörün son değişiklik saati: 23.15.
(2) Ece dün akşam 21.00'de uçağa bindi ve internetsiz bir yerdeydi.
(3) Bora'nın bilgisayarında "klasörü temizle" adlı bir otomatik görev çalışıyor.
Şimdi grubun konuşmasını dinleyelim; her cümle bir tahmin ama tahminlerin gücü farklı.
"Ece can't have deleted it; she was on a plane." (Ece silmiş olamaz; uçaktaydı.)
"Bora's computer must have removed it at 23.15." (Bora'nın bilgisayarı 23.15'te silmiş olmalı.)
"Someone else might have moved it to another folder." (Başka biri başka klasöre taşımış olabilir.)
Kanıtın Gücüne Göre Kip Seçmek
| Kalıp | Kesinlik | Türkçe karşılık |
|---|---|---|
| must have + V3 | ~%90, güçlü kanıt var | -mış olmalı |
| may / might / could have + V3 | ~%50, olasılık | -mış olabilir |
| can't / couldn't have + V3 | imkânsız, kanıt tersini gösteriyor | -mış olamaz |
Yüzdeler bir ölçü değil, bir sezgi aracıdır; ama sınavda tam olarak bunu sorarlar. "She did not answer the phone. She ___ in the exam at that time." Boşluk için "must have been" en uygunudur, çünkü telefonu açmaması güçlü bir işaret. "can't have been" ise kanıtla çelişir.
Dikkat: bu yapılar geçmiş hakkında tahmindir. "He must have finished tomorrow" diye bir cümle kurulmaz; yarın için "He will probably finish" denir.
Should Have: Olmadı, Olmalıydı
Dosya bulundu, geri dönüşüm kutusundaydı. Şimdi eleştiri zamanı:
(4) We should have kept a backup. (Yedek almalıydık; almadık.)
(5) Bora shouldn't have set the task to run every night. (Her gece çalışacak şekilde ayarlamamalıydı; ayarladı.)
should have + V3 her zaman gerçekleşmemiş bir şeyi anlatır; shouldn't have + V3 ise gerçekleşmiş ama iyi olmayan bir şeyi. Türkçedeki "-malıydı" ile birebir örtüşür.
Could Have: Kaçan Fırsat
Grubun dördüncü üyesi Arda şöyle diyor: "I could have helped you last night, but nobody called me." (Dün gece yardım edebilirdim ama kimse aramadı.) Buradaki could have bir tahmin değil, kullanılmamış bir imkândır. Arda'nın yardım etmesi mümkündü; olmadı.
Aynı kalıp tahmin için de kullanılabildiği için bağlama bakmak gerekir:
(8) The file could have been deleted by the automatic task. (Otomatik görev silmiş olabilir: tahmin.)
(9) We could have finished yesterday if we had started earlier. (Dün bitirebilirdik: kaçan fırsat.)
İpucu: cümlede "but", "if" ya da "instead" varsa could have genellikle kaçan fırsat anlamındadır. Mini soru: "You could have told me!" cümlesi hangi duyguyu taşır? Sitem. Konuşan, haber verilmesinin mümkün olduğunu ama yapılmadığını söylüyor.
Needn't Have ile Didn't Need To
İki cümle neredeyse aynı görünüyor:
(6) Deniz needn't have printed the slides. (Deniz slaytları basmış, ama gerek yokmuş.)
(7) Deniz didn't need to print the slides. (Gerek olmadığı için muhtemelen basmadı.)
Sık yapılan hata: ikisini eş anlamlı sanmak. (6) numaralı cümlede eylem yapıldı, emek boşa gitti; (7) numaralı cümlede genellikle yapılmadı. Sınavda "boşa harcanan emek" anlamı isteniyorsa doğru şık needn't have'dır.
Olgu mu, Yorum mu?
Bu temanın testleri öğrenme becerisine de bakar. "The city has 1.2 million residents." bir fact (olgu); "The city is the most beautiful in the country." bir opinion (görüş). Kanıtın gücü de sorulur: 5.000 katılımcılı bir araştırma güçlü, tek bir kişisel hikâye zayıf kanıttır.
Kesin yargıyı yumuşatmaya hedging denir. "Online lessons are always less effective." yerine "Online lessons may be less effective for some students." Çıkarım kipleriyle hedging aynı aileden gelir: ikisi de "ne kadar eminim?" sorusuna cevap verir.
Ertesi Sabah Öğretmenle
Teacher: You look tired. You must have stayed up late.
Ece: We did. The file had disappeared, so we rebuilt 6 slides from memory.
Teacher: You needn't have done that. Deleted files stay in the system for 30 days.
Bora: Then we should have asked you first!
Dört satırda üç farklı kip var: öğretmenin tahmini (must have), boşa giden emek (needn't have) ve pişmanlık (should have). Diyalog sorularında şıklardan birini seçerken önce konuşanın niyetini bul: tahmin mi yürütüyor, eleştiri mi yapıyor, yoksa gereksiz bir emeği mi anlatıyor?
Okuma Parçası
"In one class, 28 students wrote their own questions about a text instead of answering ready-made ones. A week later, they remembered the text better than a second class. The researchers say that asking questions must have made the students read more actively. However, the sample was small; therefore, the results should be treated with caution."
Soru: Araştırmacılar sonucun nedeninden emin mi? Tam değil. "must have" güçlü bir tahmin ama bir kanıt değil; "should be treated with caution" da temkin bildiriyor. Parçadaki "therefore" sonuç, "however" karşıtlık bağlacıdır.
Testte Neye Bakılır, YDT İpucu
Testte proje aşamaları (planning, evaluation), akran yorumunun niteliği (vague / specific), "The research were carried out" gibi özne-yüklem uyumu hataları ve "The questionnaire was given to 200 students" türü edilgen boşluklar görülür. "research" sayılamaz; doğrusu "was carried out".
YDT ipucu: boşluktan sonra gelen cümlede bir gerekçe varsa ("she was on a plane", "the lights were off") kipin yönünü o belirler. Gerekçe olumluysa must have, olumsuzsa can't have.
Mini etkinlik: sınıftan biri bugün geç geldi. Nedenini üç cümleyle tahmin et: biri must have, biri might have, biri can't have ile. Her cümleye bir kanıt ekle.
Sık sorulanlar
"must have" ile "can't have" nasıl seçilir?
Kanıt olayın olduğunu gösteriyorsa must have (-mış olmalı), olamayacağını gösteriyorsa can't have (-mış olamaz) kullanılır.
"needn't have printed" ne anlatır?
Basma işi yapılmış ama gereksizmiş; emek boşa gitmiş.
Hedging nedir?
Kesin bir yargıyı may, might, suggest gibi sözcüklerle yumuşatmaktır: "The data suggest that..."