Aynı Kasaba, On Yıl Arayla
1925'te Anadolu'da bir kasaba düşünün. Sabah ezanıyla güne başlayan tüccar, saatini güneşin batışına göre ayarlamıştır. Pazarda buğdayı okkayla, kumaşı arşınla ölçer; komşu kasabanın okkası onunkinden biraz farklıdır. Resmî kayıtlarda adı "Hasan oğlu Ahmet" diye geçer; aynı mahallede üç Ahmet daha vardır. Kasabada sıtma yaygındır ve en yakın doktor günlerce uzaktadır.
On yıl sonra aynı kasabada saat uluslararası düzene göre işler, pazarda kilogram ve metre kullanılır, Ahmet'in bir soyadı vardır ve çocuğunu aşılatabileceği bir sağlık kuruluşu açılmıştır. Bu konu, o on yılda gündelik hayatı değiştiren düzenlemeleri anlatır. Her birini "hangi sorunu çözdü?" sorusuyla okuyalım.
Ortak Saat, Ortak Takvim, Ortak Ölçü
| Düzenleme | Tarih | Çözdüğü sorun |
|---|---|---|
| Uluslararası saat ve miladi takvim | Kanun 26 Aralık 1925, uygulama 1 Ocak 1926 | Dış dünyayla yazışma ve ticarette tarih-saat karmaşası |
| Uluslararası rakamlar | 20 Mayıs 1928 | Hesap ve istatistikte ortak yazım |
| Ölçüler Kanunu | 1931 | Bölgeden bölgeye değişen okka, arşın gibi birimler |
| Hafta tatilinin pazara alınması | 1935 | Avrupa ile çalışma günlerinin uyuşmaması |
Mini soru: Bir bölgedeki okkanın öbür bölgedekinden farklı olması ticarette hangi sorunu doğurur? Anlaşmazlık ve hesap güçlüğü. Aynı adı taşıyan birim farklı miktarlara karşılık geliyorsa sözleşme de güven de zayıflar. Metre ve kilogram bu yüzden bir "Batı taklidi" değil, ticari güvenin aracıdır.
Kıyafet, Tekkeler ve Soyadı
Mustafa Kemal'in Ağustos 1925'teki Kastamonu gezisinin ardından 25 Kasım 1925'te Şapka Kanunu çıkarıldı. Beş gün sonra, 30 Kasım 1925'te tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; şeyhlik, dervişlik gibi unvanlar yasaklandı. 1934'te çıkarılan bir kanunla da din görevlilerinin dinî kıyafetlerini yalnızca ibadet yerlerinde ve törenlerde giymesi kuralı getirildi.
Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934'te kabul edildi. Gerekçe basitti: aynı adı taşıyan çok sayıda kişi nüfus, askerlik, tapu ve mahkeme kayıtlarında karışıklık doğuruyordu. 24 Kasım 1934'te meclis Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadını verdi. İki gün sonra ağa, hacı, hafız, hoca, efendi, bey, paşa gibi lakap ve unvanlar kaldırıldı.
Unvanların kaldırılması soyadını bir kayıt düzenlemesinden fazlası yapar: kişiyi toplumdaki makamına göre değil, vatandaş olarak tanımlar. Halkçılık ilkesinin somut karşılıklarından biri budur.
Hukuk: Aynı Olaya Aynı Karar
Cumhuriyet'ten önce aynı ülkede farklı topluluklar için farklı hukuk kuralları uygulanabiliyordu; aile ve miras işlerinde Müslümanlar, gayrimüslimler ve yabancılar farklı kurallara bağlıydı. Sonuç, aynı olayda farklı kararlardı. Şeriye mahkemeleri 1924'te kaldırıldı ve yargı tek çatıda toplandı.
17 Şubat 1926'da İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak Türk Medeni Kanunu kabul edildi ve 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi. İsviçre'den Borçlar Kanunu, İtalya'dan Ceza Kanunu da 1926'da uyarlandı; Ticaret Kanunu da o yıl çıkarıldı.
| Alan | Medeni Kanun'un getirdiği |
|---|---|
| Evlenme | Resmî nikâh zorunluluğu, tek eşlilik |
| Boşanma | Mahkeme kararıyla; kadına da boşanma davası açma hakkı |
| Miras | Kadın ve erkeğe eşit pay |
| Tanıklık | Kadın ve erkeğin tanıklığı eşit değerde |
Hukuk birliğinin gündelik karşılığı öngörülebilirliktir: mahkemeler aynı kurala göre karar verdiğinde insanlar bir davanın nasıl sonuçlanacağını önceden kestirebilir.
Sağlık: Salgınla Mücadele
Sağlık Bakanlığı (Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti) 2 Mayıs 1920'de, TBMM'nin ilk hükûmetiyle birlikte kuruldu. Savaş yıllarından kalan sıtma, verem, trahom ve frengi en büyük sorunlardı; bebek ölümleri yüksekti. Uzun yıllar bakanlık yapan Dr. Refik Saydam döneminde numune hastaneleri ve dispanserler açıldı.
1926'da sıtmayla mücadele için ayrı bir kanun çıkarıldı. 1928'de Ankara'da kurulan Hıfzıssıhha Enstitüsü aşı ve serum üretmeye başladı; böylece aşı ithalata bağlı olmaktan çıktı. 1930'da çıkarılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu koruyucu sağlık hizmetlerini bir düzene bağladı. Himaye-i Etfal (bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu) ile Hilal-i Ahmer (1935'ten sonra Kızılay) de bu seferberliğin parçasıydı.
Mini Uygulama: Kartı Doğru Gruba Koy
Testlerde düzenlemeler kartlar hâlinde verilir ve ortak yön sorulur. Aşağıdaki altı kartı dört gruba ayırın: uluslararası uyum, eşitlik, laiklik, halk sağlığı.
- Miladi takvim (1926)
- Mirasta kadın-erkek eşitliği (1926)
- Tekke ve zaviyelerin kapatılması (1925)
- Lakap ve unvanların kaldırılması (1934)
- Ölçüler Kanunu (1931)
- Hıfzıssıhha Enstitüsü (1928)
Cevap: 1 ve 5 uluslararası uyum; 2 ve 4 eşitlik; 3 laiklik; 6 halk sağlığı. Kararsız kaldığınız kart hangisiydi? Çoğu öğrenci 4'ü soyadıyla birlikte "kayıt düzeni" grubuna koyar. Soyadı zorunluluğu gerçekten kayıt sorununu çözdü, ama unvanların kaldırılması doğrudan eşitlikle ilgilidir: "paşa" ya da "ağa" diye anılan biriyle sıradan bir köylü artık aynı biçimde, adı ve soyadıyla anılıyordu.
Bir kartın iki gruba birden girebildiği durumlar da vardır. Medeni Kanun hem eşitliğe hem laikliğe hizmet eder, çünkü hukuku dinî kurallardan ayırıp herkes için tek kurala bağlar. Böyle bir kart görürseniz soru kökünün hangi yönü istediğine bakın.
Sık Yapılan Hatalar
Sık yapılan hata 1: Medeni Kanun'u yalnızca bir aile düzenlemesi sanmak. Kanun kişi hakları, mülkiyet ve miras gibi alanları da düzenler; kadın-erkek eşitliğinin hukuki temelidir.
Sık yapılan hata 2: Soyadı Kanunu'nu yalnız bir isim düzenlemesi görmek. Unvanların kaldırılmasıyla birlikte eşitlik ilkesini somutlaştırmıştır.
Sınav ipucu: "Bu düzenlemelerin ortak yönü nedir?" sorusunda takvim, saat ve ölçü birlikte verilmişse cevap uluslararası uyum ve ekonomik ilişkilerin kolaylaşmasıdır; Medeni Kanun, soyadı ve unvanlar birlikte verilmişse cevap eşitliktir. Önce kartların hangi gruptan geldiğine bakın.
Sık sorulanlar
Türk Medeni Kanunu kadınlara hangi hakları getirdi?
Tek eşlilik güvencesi, resmî nikâh, mahkeme yoluyla boşanma hakkı, mirasta ve tanıklıkta eşitlik. Kanun 17 Şubat 1926'da kabul edildi.
Soyadı Kanunu hangi sorunu çözdü?
Aynı adı taşıyan çok sayıda kişinin nüfus, askerlik ve mahkeme kayıtlarında yarattığı karışıklığı giderdi; ardından lakap ve unvanlar da kaldırılarak eşitlik güçlendirildi.
Hıfzıssıhha Enstitüsü neden kuruldu?
Aşı ve serumu yurt içinde üretmek ve koruyucu sağlık hizmetlerini geliştirmek için. Enstitü 1928'de Ankara'da açıldı.