Hayat Değişince Metin Değişir
Bir toplumun inancı, yönetimi ya da okuma alışkanlığı değişince edebiyatı da değişir. Bu konu bu değişimi beş durakta izler:
| Durak | Tarih | Değişen ne? |
|---|---|---|
| Dede Korkut Hikâyeleri | Sözlü gelenek; yazıya geçirilişi 15-16. yüzyıl | Din: eski Oğuz gelenekleri ile İslamiyet |
| Tanzimat şiiri | 1860 (Tercüman-ı Ahval gazetesi) | Toplum: gazete, vatan, hürriyet |
| Servetifünun romanı | 1896-1901 | Baskı altında bireyin iç dünyası |
| Fecriati şiiri | 1909 | Sanatın bireysel oluşu |
| Millî Edebiyat | 1911 ("Yeni Lisan") | Dil: sade Türkçe, hece, Anadolu |
Dönemler kesin çizgilerle ayrılmaz. 1860'ta Tanzimat başladı diye divan şiiri o yıl bitmedi; eski ile yeni onlarca yıl yan yana yaşadı. Yeni bir anlayış çoğunlukla öncekine yöneltilen eleştiriyle doğar.
Dede Korkut: İki İnancın Arasında
Dresden nüshasında bir giriş ile 12, Vatikan nüshasında 6 hikâye bulunur. Oğuz boylarının göçebe hayatı her yerdedir: at, kılıç, kopuz, han sofrası. Çocuğa ad, yiğitlik gösterince verilir; Boğaç Han adını bir boğayı yendiği gün alır. Öte yandan hikâyelerde Allah'a dua edilir, Peygamber'in adı anılır. İki dünya aynı metinde yan yana durur; bu yüzden Dede Korkut geçiş dönemi ürünüdür.
Deli Dumrul hikâyesi bu geçişi en açık gösterendir. Dumrul, Azrail'e meydan okur, onunla dövüşmeye kalkar; sonunda gücün yalnız Allah'ta olduğunu kabul edip ona yalvarır. Eski yiğitlik anlayışı yeni inançla hesaplaşır.
Metinde nesir ile nazım iç içedir; duygu yükselince soylama denen ritimli bölümler gelir. Girişteki şu söz yüzyıllardır okunuyor: "Gelimli gidimli dünya, son ucu ölümlü dünya." Mini soru: Olağanüstülük destana göre arttı mı, azaldı mı? Azaldı; kahramanlar annesine, babasına, eşine bağlı insanlardır.
Tanzimat Şiiri: Eski Kalıba Yeni Kavram
1839 Tanzimat Fermanı'ndan sonra Türkler tarafından çıkarılan ilk özel gazete, Tercüman-ı Ahval, 1860'ta yayımlandı. Gazete okuru saray çevresi değil, geniş halktı; şiir de ona seslenmeye başladı. Vatan, millet, hürriyet, adalet kavramları şiire girdi.
İlginç olan şu: biçim çoğunlukla eskiydi. Namık Kemal "Hürriyet Kasidesi"ni divan şiirinin kaside biçimiyle yazdı; içerik ise yepyeniydi. Vatan Mersiyesi'nde vatanı acılı bir anneye benzetir: "Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini / Yoğimiş kurtaracak bahtı kara maderini". Ziya Paşa'nın öğüt veren şu dizesi bugün atasözü gibi kullanılır: "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz".
Birinci kuşak (Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa) "toplum için sanat" der. İkinci kuşak (Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit) bireysel duygulara ve "sanat için sanat"a yönelir. Aruz bırakılmadı; dil sadeleşme isteğine rağmen ağır kaldı.
Servetifünun Romanı: Konaktan İç Dünyaya
1896'da Servetifünun dergisi edebiyata açıldığında II. Abdülhamit döneminin sansürü ağırdı. Siyaset ve toplum yazılamayınca yazarlar bireyin iç dünyasına döndü: hayal ile gerçek arasında sıkışan, kaçmak isteyen, karamsar kişiler.
Halit Ziya'nın Mai ve Siyahı (1897) büyük hayaller kuran genç bir şairin hayal kırıklığını, Aşk-ı Memnusu (1900) bir İstanbul konağında yaşanan yasak aşkı anlatır. Mehmet Rauf'un Eylülü (1901) ilk psikolojik roman sayılır. Batılı roman tekniği yerleşir: Tanzimat romancısı araya girip "Ey kari!" diye okura seslenirdi, Servetifünun romancısı ise geri çekilir, olayı ve mekânı ayrıntılı betimler. Dil ise ağırdır; Arapça-Farsça tamlamalar ve yeni türetilen sözcükler çoktur. Dergi 1901'de bir çeviri makale yüzünden kapatıldı.
Fecriati Şiiri: "Sanat Şahsi ve Muhteremdir"
1909'da kurulan Fecriati topluluğu 1910'daki beyannamesinde bu cümleyi ilke yaptı: sanat kişiseldir ve saygıya değerdir. Şiirde sembolizm, doğa, loş ve hüzünlü imgeler öne çıktı; aruz ve sone gibi Batı biçimleri kullanıldı. Topluluğun en tanınan şairi Ahmet Haşim'dir. Toplumun savaşlar ve göçlerle sarsıldığı yıllarda toplumdan uzak durması, bir sonraki kuşağın en sert eleştirisi oldu; topluluk birkaç yıl içinde dağıldı.
Millî Edebiyat: Yeni Lisan ve Hikâyecilik
1911'de Selanik'te Genç Kalemler dergisinde "Yeni Lisan" makalesi yayımlandı; yazı dilinin konuşma diline yaklaşmasını istedi. Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı yıllarında millî bilinç güçlendi; edebiyat halka ulaşmak istiyordu.
| Ölçüt | Önceki dönem | Millî Edebiyat |
|---|---|---|
| Dil | Ağır, süslü, Arapça-Farsça tamlamalı | Sade, İstanbul Türkçesi |
| Ölçü | Aruz ağırlıklı | Hece ölçüsü |
| Konu | Bireysel, İstanbul merkezli | Anadolu, halkın yaşamı, millî konular |
Hikâye bu dönemin gözde türü oldu: Ömer Seyfettin kısa, olay merkezli, sade dilli hikâyeler yazdı; Refik Halit'in Memleket Hikâyeleri (1919) Anadolu kasabasını anlattı. Destanda ve halk şiirinde yaşayan hece ölçüsü ile sade dil, bir kuşak sonra yazılı edebiyatın ana damarına döndü. Miras böyle hem sürdürülür hem yeniden yorumlanır.
Sık Yapılan Hatalar ve Sınav İpucu
"Tanzimat'la aruz bırakıldı." Tanzimat şairleri aruzu ve eski biçimleri büyük ölçüde sürdürdü; değişen içerikti. Hece ölçüsü Millî Edebiyat'la yaygınlaştı.
"Servetifünun toplumsal romandır." Sansür yüzünden toplum değil birey ve iç dünya öne çıktı.
Romanı yazarın hayatıyla bir tutmak. Yazar yaşadığı çevreden yararlanır, ama roman kurgudur; anlatılanları yazarın birebir yaşadıkları sanmak değerlendirme hatasıdır.
Sınav ipucu: "Ey kari!" ya da okura doğrudan seslenme görürseniz Tanzimat; "hayal-gerçek çatışması" Servetifünun; "sanat şahsi ve muhteremdir" Fecriati; "sade dil, hece, Anadolu" Millî Edebiyat. Tabloda dil ağırdan sadeye, ölçü aruzdan heceye gidiyorsa geçiş Millî Edebiyat'a doğrudur.
Sık sorulanlar
Dede Korkut Hikâyeleri neden geçiş dönemi ürünü sayılır?
Oğuzların eski gelenekleri (at, kılıç, ad koyma, kopuz) ile İslami ögeler (dua, Allah ve Peygamber adı) aynı metinde yan yana durur. Olağanüstülük destana göre azalmıştır; nazım ve nesir iç içedir.
Servetifünun romanı neden bireyin iç dünyasına yöneldi?
II. Abdülhamit dönemindeki sansür siyasal ve toplumsal konuları yazmayı zorlaştırdı. Yazarlar hayal kırıklığı, kaçış ve hayal-gerçek çatışması gibi bireysel temalara yöneldi.
Millî Edebiyat halk edebiyatından ne almıştır?
Hece ölçüsünü, sade dili ve Anadolu insanının yaşamını konu edinmeyi. Yeni Lisan makalesi yazı dilinin konuşma diline yaklaşmasını istedi.