Önce Sahne, Sonra Terim
Aşağıdaki kısa sahne bu anlatım için yazıldı. Terimleri ezberlemeden önce onları bu sahnede bulalım.
İKİNCİ PERDE, 3. SAHNE
(Eski bir apartman dairesi. Duvarda durmuş bir saat. Masada iki fincan. Kadın pencerenin önünde.)
KADIN: Bu evde otuz yıl geçti. Bir tek kapı değişmedi.
ADAM: (Saate bakar.) Değişen biz olduk.
KADIN: (Seyirciye döner, alçak sesle.) Saat 1994'te durdu. Biz o günden beri kurmadık.
- Perde: Oyunun büyük bölümü ("İKİNCİ PERDE"). Perdeler arasında çoğunlukla zaman ya da mekân değişir.
- Sahne: Perdenin içinde, kişilerin girip çıkmasıyla değişen küçük bölüm ("3. SAHNE").
- Sahne yönergesi: Parantez içindeki açıklamalar. Dekoru, oyuncunun hareketini ve tonunu bildirir; seyirci bunları duymaz, görür.
- Replik: Bir kişinin her bir konuşması. "Değişen biz olduk." bir repliktir.
- Diyalog: İki ya da daha çok kişi arasındaki karşılıklı konuşma.
- Monolog: Tek kişinin konuşması. Kadının seyirciye dönüp söylediği son söz, sahnede başkası olsa bile kendine ve seyirciye yöneltilmiş bir iç konuşmadır.
Mini soru: "Duvarda durmuş bir saat" yönergesinin oyundaki işlevi ne? Zamanın bu evde donduğunu, sözle söylenmeden önce görüntüyle anlatır. Tiyatroda dekor da konuşur.
Yapı Unsurları ve Çatışma
Tiyatro metninin yapı unsurları olay örgüsü, kişiler, yer (mekân) ve zamandır. Oyunu ilerleten gerilimi çatışma üretir. Bizim sahnede çatışma dışarıdan değil içeriden gelir: geçmişe takılı kalmış bir kadın ile değişimi kabullenmiş bir adam. Romanda anlatıcı bu çatışmayı sayfalarca açıklayabilirdi; tiyatroda iki replik ve bir saat yeter. Tiyatro göstermeye bağlı bir türdür; anlatıcı yoktur.
Klasik Türler ve Kurallar
| Tür | Konusu ve kişileri | Ayırt edici özellik |
|---|---|---|
| Tragedya | Seçkin kişiler (kral, kahraman) | Acıklı son; seyircide korku ve acıma uyandırır |
| Komedya | Sıradan insanlar, toplumsal aksaklıklar | Güldürerek eleştirir |
| Dram | Her kesimden insan | Acı ile gülüncü hayattaki gibi bir arada verir |
Tragedya ve komedyanın kuralları antik dönemde belirlendi; Aristoteles MÖ 4. yüzyılda Poetika'da tragedyayı çözümledi. 17. yüzyıl Fransız klasisizmi bu kuralları üç birlik olarak katılaştırdı: tek olay, tek mekân, bir günü aşmayan zaman. Dram, 19. yüzyılda bu katı ayrıma karşı çıktı; Victor Hugo'nun 1827'de yazdığı Cromwell Önsözü dramın bildirisi sayılır. Bizim sahnemiz hangisine yakın? Kişiler sıradan, son acıklı değil, hüzün ile incelik bir arada: dram.
Aynı Sahne, Üç Anlayış
Apartman sahnesini üç yönetmen üç ayrı anlayışla sahneleyebilir:
- Klasik anlayış: Dekor gerçekçi, ışık sıcak; seyirci kadınla özdeşleşir, onunla birlikte hüzünlenir.
- Epik tiyatro: Oyun bir şarkıyla bölünür, sahneye "1994" yazan bir levha iner, oyuncu rolünden çıkıp seyirciye "Siz olsanız saati kurar mıydınız?" diye sorar. Amaç seyircinin oyuna kapılması değil, olan biteni eleştirel biçimde düşünmesidir. Özdeşleşme bilinçli olarak kırılır; çünkü seyirci olaya kapıldığında eleştirel mesafesini yitirir. Bu anlayışın kuramcısı Alman yazar Bertolt Brecht'tir; Türk tiyatrosunda Haldun Taner'in Keşanlı Ali Destanı (1964) bu anlayışın en bilinen örneğidir.
- Absürt tiyatro: Adam ile kadın aynı cümleyi on kez tekrarlar, saat birden geri çalışmaya başlar, kimse şaşırmaz. Olay örgüsü ve dil bilinçli olarak kırılır; var oluşun anlamsızlığı ve iletişimsizlik duygusu seyirciye yaşatılır. Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken'i (1953) bu anlayışın simge eseridir.
Aynı metnin farklı yönetmenlerce farklı sahnelenmesi bu yüzden doğaldır: fark metinden değil, yorumdan ve sahne olanaklarının kullanımından doğar.
Geleneksel Türk Tiyatrosu: Seyirciyle Yüz Yüze
Sahnemizde kadının seyirciye dönmesi aslında çok eski bir geleneğe uzanır. Geleneksel Türk tiyatrosunda oyuncu seyirciye doğrudan seslenebilir:
- Karagöz (gölge oyunu): Perde arkasından ışıkla yansıtılan deri tasvirlerle oynanır.
- Orta oyunu: Seyircilerin çevrelediği açık alanda oynanır. Ana çerçevesi bellidir ama yazılı metne bağlı kalınmaz; oyun büyük ölçüde doğaçlamayla ilerler.
- Meddah: Tek anlatıcı elinde mendil ve sopayla bütün kişileri canlandırır.
- Kukla ve köy seyirlik oyunları da bu geleneğin parçasıdır.
Modern oyunlar bu doğrudan seslenişi özdeşleşmeyi kırmak için yeniden kullandı; epik tiyatro ile geleneksel tiyatro bu noktada buluşur.
Batı Tarzı Tiyatronun Türkiye'deki Yolu
| Yıl | Olay |
|---|---|
| 1860 | Şinasi, Şair Evlenmesi: ilk yerli tiyatro eseri |
| 1873 | Namık Kemal'in Vatan yahut Silistre'si Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelenir |
| 1914 | Darülbedayi kurulur (bugünkü İstanbul Şehir Tiyatrolarının temeli) |
| 1936 | Ankara Devlet Konservatuvarı açılır |
| 1949 | Devlet Tiyatroları kurulur |
Cumhuriyet döneminde devlet ve şehir tiyatroları ile konservatuvar sayesinde tiyatro kurumsallaştı. Tiyatroyu sinema ve diziden ayıran şey canlılığıdır: oyuncu ile seyirci aynı anda, aynı mekândadır; her gösterim biraz farklıdır.
Hikâyeden Oyuna ve Sık Yapılan Hatalar
Bir öğrenci okuduğu hikâyeyi oyuna dönüştürecekse anlatıcının cümlelerini üç yere dağıtmalıdır: konuşmaya (replik), harekete (yönerge) ve dekora. "Kadın geçmişi unutamıyordu" cümlesi sahnede söylenmez; durmuş bir saatle gösterilir.
- Perde ile sahneyi aynı sanmak: Perde büyük bölümdür, sahne perdenin içindeki küçük bölümdür.
- Dramı "acıklı oyun" sanmak: Dram acı ile gülünç olanı birleştirir; yalnız acıklı sonu olan klasik tür tragedyadır.
- Epik tiyatroyu "destan anlatan tiyatro" sanmak: "Epik" burada anlatısal, mesafeli demektir; konunun kahramanlıkla ilgisi yoktur.
Sık sorulanlar
Perde ile sahne aynı şey mi?
Hayır. Perde oyunun büyük bölümüdür; sahne perdenin içinde, kişilerin girip çıkmasıyla değişen daha küçük bölümdür.
Epik tiyatro neden özdeşleşmeyi kırar?
Seyirci olaya kapıldığında eleştirel mesafeyi yitirir. Amaç düşündürmek olduğu için şarkı, levha ve seyirciye seslenişle özdeşleşme bilinçli olarak engellenir.
Orta oyununun yazılı metni var mı?
Ana çerçevesi bellidir ama yazılı metne bağlı kalınmaz; oyun büyük ölçüde doğaçlamayla ilerler.