10. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 2. Dönem 1. Yazılı
20 soru · cevap anahtarı ve adım adım çözüm sayfanın altında
Kapsanan konular
Bir davranış üzerine
Bir kişi, ihtiyacından çok daha fazlasını satın alıp kullanmadan atmaktadır.
Yukarıdaki davranış hangi kavramla adlandırılır?
- A Cimrilik
- B İsraf
- C Kanaat
- D Cömertlik
- E Tasarruf
Medine Vesikası’nda farklı inanç gruplarının haklarının yazılı olarak güvenceye alındığı bilinmektedir. Bu belgenin tarihsel önemi nedir?
- A Yalnız Müslümanları kapsaması
- B Kısa sürede yürürlükten kalkması
- C Yalnız ticareti düzenlemesi
- D Farklı inançtan toplulukların bir arada, hakları tanınarak yaşamasını düzenleyen erken bir belge olması
- E Yalnız savaş kurallarını içermesi
İslam kelimesi barış ve esenlik kökünden gelir; dinde zorlama yoktur, insan hayatı dokunulmazdır ve savaş ancak zorunlu hâllerde kurallara bağlı olarak söz konusudur. Bu bilgiye dayanarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A Selam, esenlik dileyen bir güven sözüdür.
- B İnanç özgür tercihle anlam kazanır.
- C Savaşta savaşmayanlara dokunulmaz.
- D Medine Vesikası birlikte yaşamayı düzenler.
- E Barış, ancak farklı inançlar ortadan kalkarsa kurulabilir.
| Aynı teknoloji | Kullanım biçimi | Sonuç |
|---|---|---|
| Sosyal ağ | Bilgi paylaşımı | Yararlı |
| Sosyal ağ | İftira yayma | Zararlı |
Tabloda aynı aracın iki kullanımı verilmiştir. Bu tabloya göre teknoloji için söylenebilecek en uygun yargı hangisidir?
- A Kendiliğinden yararlı olduğu
- B Kendiliğinden zararlı olduğu
- C Değerini, kullanan kişinin amacı ve tercihinin belirlediği
- D Kullanılamayacağı
- E Etkisiz olduğu
Tarih boyunca farklı inanç gruplarının Müslüman yönetimler altında ibadetlerini sürdürebildiği bilinmektedir. Bu durumun dayandığı ilke nedir?
- A Yönetimlerin ilgisizliği
- B Grupların az olması
- C Denetimin yetersizliği
- D İnanç özgürlüğünün ve farklılıkların tanınmasının ilke olarak benimsenmesi
- E Ekonomik zorunluluk
Bir durum
Bir grup, bir kişiyle alay eden içerikleri sürekli olarak çevrim içi ortamda paylaşmaktadır.
Yukarıdaki davranışın adlandırılması hangi seçenekte doğru verilmiştir?
- A Eleştiri
- B Siber zorbalık
- C Şaka
- D Uyarı
- E Bilgilendirme
Barışın önce kişinin kendi iç dünyasında kurulması gerektiği belirtilmektedir. Bu yaklaşımın gerekçesi nedir?
- A İç dünyanın dış dünyadan bağımsız olması
- B Öfke, kıskançlık ve kin gibi duyguların denetlenmediği bir kişinin çevresiyle barışı sürdürmesinin güç olması
- C Barışın yalnız bireysel olması
- D Toplumsal barışın gereksiz olması
- E Duyguların değiştirilemez olması
Kalıcı barışın ancak adaletle mümkün olduğu belirtilmektedir. Bu ilişkinin gerekçesi nedir?
- A Adaletin barışı geciktirmesi
- B Adaletin yalnız mahkemelerle ilgili olması
- C Haksızlığın sürdüğü yerde sessizliğin barış değil bastırılmış bir gerginlik olması
- D Barışın adaletten bağımsız olması
- E Adaletin barışı zorlaştırması
| Yaklaşım | Sonucu |
|---|---|
| Yalnızca bireysel çaba | Etki sınırlı kalır |
| Bireysel çaba ve ortak düzenleme | ? |
Tabloda çevre sorunlarına iki yaklaşım verilmiş, biri boş bırakılmıştır. Tabloya göre eksik bilgi hangi seçenektedir?
- A Sonuç değişmez
- B Etki azalır
- C Etki büyür ve kalıcı olur
- D Çaba gereksizleşir
- E Düzenleme etkisiz kalır
İslam’da savaşın kural değil istisna sayıldığı ve sıkı kurallara bağlandığı belirtilmektedir. Bu yaklaşımın anlamı nedir?
- A Savaşın hiçbir koşulda düşünülmediği
- B Barışın esas, savaşın ancak zorunlu hâllerde ve sınırları belirlenmiş biçimde başvurulan bir durum olması
- C Savaşın serbest bırakıldığı
- D Kuralların sonradan konduğu
- E Savaşın tercih edildiği
| Kavram | İlgili ilke |
|---|---|
| Selam | Karşılaşmada esenlik dileme |
| Medine Vesikası | Farklı inançlarla birlikte yaşama |
| "Dinde zorlama yoktur" | ? |
Tabloda barışla ilgili kavramlar ve ilkeler eşleştirilmiş, biri boş bırakılmıştır. Tabloda eksik kalan ilke hangisidir?
- A Ticaretin serbestliği
- B İnanç özgürlüğü ve özgür irade
- C Savaşın gerekliliği
- D Yönetimin merkeziliği
- E Vergi düzeni
Bakara suresi, 256. ayet
"Dinde zorlama yoktur."
Yukarıdaki ayet, inanç konusunda temel bir ilke koymaktadır. Bu ilkenin anlamı nedir?
- A İnancın önemsiz olduğu
- B İnancın gizlenmesi gerektiği
- C İnancın değişmeyeceği
- D İnancın sonradan seçilemeyeceği
- E İnancın ancak özgür bir tercihle anlam kazanacağı; baskıyla kabul ettirilemeyeceği
Kartlarda bu temada işlenen üç temel düşünce verilmiştir. Kartlar birlikte değerlendirildiğinde ulaşılabilecek en kapsayıcı sonuç hangisidir?
- A Çevre ve teknoloji; emanet bilinci, ölçülülük ve sorumluluk ilkeleriyle birlikte ele alınmalıdır.
- B Doğa emanet değildir.
- C Ölçünün israfla ilgisi yoktur.
- D Teknoloji sorumluluk gerektirmez.
- E İlkelere gerek yoktur.
Komşuluk hakkına verilen önemin barış kültürüyle ilişkisi sorulmaktadır. Doğru açıklama hangisidir?
- A Barışın en küçük ölçekte, günlük ilişkilerde kurulmasının büyük ölçekli barışın zeminini oluşturması
- B Komşuluğun yalnız bir gelenek olması
- C Komşuluğun yalnız yardımlaşma olması
- D Komşuluğun inançla ilgisiz olması
- E Komşuluğun kentlerde geçerli olmaması
Bir durum
Bir kişi, park sırasındaki ortak kullanım alanına ait bir bankı kırmıştır.
Yukarıdaki davranışın dinî literatürdeki değerlendirmesi hangisidir?
- A Kişisel bir tercih sayılması
- B Toplumun tümünü ilgilendiren bir hak ihlali sayılması
- C Hiçbir sonucu olmaması
- D Yalnızca belediyeyi ilgilendirmesi
- E Bankın önemsizliği
Kaynaklarda affetmenin öne çıkarılmasının barışla ilişkisi sorulmaktadır. Doğru açıklama hangisidir?
- A Affetmenin haksızlığı onaylaması
- B Affetmenin zayıflık olması
- C Karşılıklı intikam zincirini kırarak çatışmanın sürekli yeniden üretilmesini önlemesi
- D Affetmenin adaleti ortadan kaldırması
- E Affetmenin yalnız güçlülere ait olması
Kartlarda bir haberle karşılaşan kişinin sorması gereken sorular verilmiştir. Bu soruların amacı hangisidir?
- A Yanlış bilgiyi yaymadan önce doğruluğu sınamak
- B Haberi hızla yaymak
- C Kaynağı gizlemek
- D Tarihi önemsememek
- E Doğrulamayı bırakmak
Barış ilkesinin günümüzde bir öğrencinin hayatında nasıl karşılık bulabileceği tartışılmaktadır. Bu ilkeyi somutlaştıran davranış hangisidir?
- A Farklı düşünenleri dinlemek, akran zorbalığına karşı durmak ve anlaşmazlıkları konuşarak çözmek
- B Tartışmalardan tümüyle uzak durmak
- C Herkesle aynı fikirde olmak
- D Sorunları görmezden gelmek
- E Yalnız kendi grubuyla ilişki kurmak
Bir durum
Bir kişi, gece geç saatte yüksek sesle müzik dinleyerek apartmandaki komşularını rahatsız etmektedir.
Yukarıdaki davranış hangi ilkeyle bağdaşmaz?
- A Cömert olmak
- B Komşu hakkını gözetmek
- C Sabırlı olmak
- D Şükretmek
- E Tevazu göstermek
Maide suresi, 32. ayet
"Kim bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış birini öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibidir."
Yukarıdaki ayet, insan hayatının değerini anlatmaktadır. Ayetin verdiği ölçüt nedir?
- A Bir canın toplumun küçük bir parçası olduğu
- B Yalnız topluluk hâlinde değer taşındığı
- C Tek bir insanın hayatının bütün insanlık kadar değerli sayıldığı
- D Değerin sayıya bağlı olduğu
- E Hayatın koşullara göre değiştiği
🔑 Cevap anahtarı ve çözümler — önce kendin çöz
1. sorunun çözümü
İhtiyacın ötesinde tüketip kaynağı boşa harcamaya israf denir.
- Davranıştaki iki ölçüte bakalım: alınan miktar ihtiyacın çok üstünde ve ürünler kullanılmadan atılıyor.
- Birincisi aşırılığı, ikincisi kaynağın hiç işe yaramadan yok olduğunu gösteriyor.
- İhtiyacın ötesinde tüketmek ve kaynağı boşa harcamak israf olarak adlandırılır.
- Denetleyelim: harcamanın çok olması tek başına israf değil ✓ — belirleyici olan ihtiyaç ölçüsünün aşılması ve kaynağın boşa gitmesi.
Sık yapılan hata: Cömertlik demek. Cömertlik başkasına vermekle ilgilidir ve bir yarar üretir; burada ise alınan ürünler kullanılmadan ATILIYOR, kimseye yaramıyor.
2. sorunun çözümü
Medine Vesikası, farklı inançtan toplulukların haklarını yazılı olarak tanıyıp birlikte yaşamayı düzenleyen erken bir belgedir.
- Soruda verilen ayrıntı belirleyici: haklar yazılı olarak güvenceye alınmış. Yazılı olmak, uygulamayı kişilerin iyi niyetine değil bağlayıcı bir metne bağlar.
- Belge yalnız Müslümanları değil Medine’de yaşayan öteki toplulukları da kapsar; her topluluğun inancı ile can ve mal güvenliği aynı metinde tanınır.
- Bu iki özellik birleşince belgenin tarihsel önemi ortaya çıkar: farklı inançtan topluluklar bir arada, hakları tanınarak yaşayacaktır.
- Denetleyelim: soruda "farklı inanç grupları" ile "yazılı güvence" birlikte anılıyor ✓ — ikisini birden karşılayan tek değerlendirme budur.
Sık yapılan hata: "Yalnız Müslümanları kapsaması" seçeneği. Belgenin ayırt edici yanı tam da bunun tersidir; Müslüman olmayan toplulukların hakları da aynı metinde güvenceye alınmıştır.
3. sorunun çözümü
Verilen bilgiye göre barış, farklılıkların ortadan kalkmasıyla değil tanınmasıyla kurulur; bu yüzden o yargı söylenemez.
- Soru "söylenemez" istiyor; öyleyse verilen bilgiyle çelişen yargıyı arayacağız.
- Bilgide sayılan dayanaklar şunlar: İslam kelimesinin barış ve esenlik kökünden gelmesi, dinde zorlama bulunmaması, insan hayatının dokunulmaz olması ve savaşın kurallara bağlanması.
- Dinde zorlama bulunmaması inancın özgür tercihe bırakıldığını gösterir; Medine Vesikası da farklı inançların birlikte yaşamasını düzenler. "Barış ancak farklı inançlar ortadan kalkarsa kurulabilir" yargısı bu ikisiyle de çelişir.
- Denetleyelim: öteki yargıların hepsi verilen bilgiden doğrudan çıkarılabiliyor ✓ — çelişen tek yargı budur.
Sık yapılan hata: "İnanç özgür tercihle anlam kazanır." seçeneği. Bu yargı "dinde zorlama yoktur" ilkesinin doğrudan sonucudur; söylenemeyen değil, verilen bilgiden çıkarılabilen bir yargıdır.
4. sorunun çözümü
Araç aynıdır; sonucu belirleyen kullanıcının amacı ve tercihidir.
- Tablodaki iki satırı karşılaştıralım. Araç her ikisinde de aynı: sosyal ağ.
- Değişen tek şey kullanım biçimi: biri bilgi paylaşımı, öteki iftira yayma. Sonuçlar da birbirinin karşıtı.
- Aynı araç iki farklı sonuç veriyorsa, farkı yaratan şey aracın kendisi olamaz. Belirleyici olan kullanan kişinin amacı ve tercihidir.
- Denetleyelim: araç kendiliğinden yararlı olsaydı ikinci satır oluşmazdı ✓ — kendiliğinden zararlı olsaydı da birinci satır.
Sık yapılan hata: "Kendiliğinden zararlı olduğu" demek. Tablonun ilk satırı aynı aracın YARARLI bir sonuç ürettiğini gösteriyor; kendiliğinden zararlı olsaydı bu mümkün olmazdı.
5. sorunun çözümü
Farklı inanç gruplarının ibadetlerini sürdürebilmesi, inanç özgürlüğünün ve farklılıkların tanınmasının ilke olarak benimsenmesine dayanır.
- Durumun sürekliliğine dikkat edelim: bir iki örnek değil, tarih boyunca farklı yerlerde ve farklı yönetimlerde tekrarlanan bir uygulama söz konusu.
- Rastlantı ya da ilgisizlik bu kadar uzun süreli ve yaygın bir sonucu açıklayamaz; sürekliliğin arkasında benimsenmiş bir ilke aramak gerekir.
- O ilke, inancın zorlamayla değil özgür tercihle benimseneceği ve farklı inanç topluluklarının haklarının tanınacağıdır. Medine Vesikası bu anlayışın erken bir örneğidir.
- Denetleyelim: mabetlerin korunması ve dinî hayatın sürdürülmesi yazılı düzenlemelere konu olmuştur ✓ — düzenlenmiş olması ilgisizlikle bağdaşmaz.
Sık yapılan hata: "Yönetimlerin ilgisizliği" seçeneği. İlgisizlik bir düzenleme üretmez; oysa bu topluluklara tanınan haklar belgelere yazılmış ve uygulanmıştır.
6. sorunun çözümü
Çevrim içi ortamda bir kişiyi hedef alarak sürdürülen aşağılayıcı davranışlara siber zorbalık denir.
- Durumdaki üç ögeyi ayıralım: davranış BİR KİŞİYİ hedef alıyor, SÜREKLİ tekrarlanıyor ve içerik alay edici.
- Bu üçü birlikte davranışı şakadan da eleştiriden de ayırıyor. Eleştiri bir görüşe yönelir; burada hedef kişinin kendisi.
- Süreklilik ve aşağılama ögeleri eklendiğinde ortaya çıkan davranışın adı siber zorbalıktır.
- Denetleyelim: ortam çevrim içi ✓ — aynı davranış yüz yüze olsaydı zorbalık, çevrim içi olduğu için siber zorbalık.
Sık yapılan hata: Şaka demek. Şakada karşılıklılık ve rıza vardır; burada ise bir kişi hedef alınıyor, davranış SÜREKLİ ve aşağılayıcı — bu ögeler şakanın sınırını aşıyor.
7. sorunun çözümü
Öfke, kıskançlık ve kin gibi duygularını denetleyemeyen kişi çevresiyle barışı sürdüremeyeceği için barış önce iç dünyada kurulur.
- Toplumsal barışın neyden oluştuğunu soralım: yalnız kurallardan mı, yoksa tek tek kişilerin birbiriyle kurduğu ilişkilerden mi? Kurallar gereklidir ama ilişkiler olmadan tek başına yetmez.
- Öfkesini yönetemeyen bir kişi, kurallar ne kadar iyi olursa olsun girdiği her ilişkide gerginlik üretir. Kin ve kıskançlık da çatışmayı besleyen duygulardır.
- Bu yüzden ahlak eğitimi barışın dışında bir konu değil, parçasıdır: iç dünyada kurulan denge toplumsal barışın zeminidir.
- Denetleyelim: yaklaşım toplumsal barışı gereksiz saymıyor ✓ — onu bireyden başlatıyor.
Sık yapılan hata: "Barışın yalnız bireysel olması" seçeneği. Barışın bireyden başlaması onunla sınırlı kalması demek değildir; iç barış toplumsal barışın yerini almaz, zeminini hazırlar.
8. sorunun çözümü
Haksızlığın sürdüğü yerdeki sessizlik barış değil bastırılmış bir gerginliktir; bu yüzden kalıcı barış adaleti gerektirir.
- Barışı yalnız "çatışmanın görünmemesi" diye tanımlarsak, susturulmuş bir toplum da barış içinde sayılırdı. Bu tanım yetersizdir.
- Haksızlığa uğrayan taraf hakkını alamadığı sürece şikâyeti ortadan kalkmaz, yalnız dile getirilemez hâle gelir. Gerginlik birikmeyi sürdürür.
- Biriken gerginlik bir vesileyle yeniden yüzeye çıkar. Öyleyse barışın kalıcı olması haksızlığın giderilmesine, yani adalete bağlıdır.
- Denetleyelim: adaletin sağlandığı yerde tarafların sürdürecek bir hak iddiası kalmaz ✓ — barış o zaman kendi kendini taşır.
Sık yapılan hata: "Adaletin barışı geciktirmesi" seçeneği. Hakkın teslimi kısa vadede zahmetli görünse de barışı geciktirmez; asıl geciktiren, giderilmediği için sürekli yeniden alevlenen haksızlıktır.
9. sorunun çözümü
Bireysel duyarlılık ortak kurallarla desteklendiğinde sonuç hem büyür hem kalıcılaşır.
- Tablonun kurgusu şu: solda yaklaşım, sağda sonucu.
- Dolu satır: yalnızca bireysel çaba → etki sınırlı kalır. Çünkü çaba bir kişiyle sınırlıdır ve o kişi vazgeçtiğinde biter.
- Bireysel çaba ortak düzenlemeyle birleştiğinde ise iki şey değişir: kural herkesi kapsadığı için etki büyür, kural sürekli olduğu için kalıcılaşır.
- Denetleyelim: geri dönüşüm hem bireysel duyarlılık hem belediye düzenlemesi gerektirir ✓ — ikisi birlikte işliyor.
Sık yapılan hata: "Çaba gereksizleşir" demek. Ortak düzenleme bireysel çabanın yerini almaz, onu DESTEKLER; kural olsa bile uygulayan bireylerdir.
10. sorunun çözümü
Barış esas alınır; savaş ancak zorunlu hâllerde ve sınırları belirlenmiş biçimde başvurulan bir durumdur.
- Soruda iki ayrı bilgi veriliyor: savaş kural değil istisnadır ve sıkı kurallara bağlanmıştır. İkisini birlikte okumak gerekir.
- "İstisna" olması, başvurmanın ancak zorunluluk hâlinde söz konusu olduğunu gösterir; "kurallara bağlı" olması ise başvurulduğunda bile sınırsız olmadığını.
- Savaşmayanlara dokunulmaması, doğaya zarar verilmemesi ve barış teklifinin kabul edilmesi bu sınırlara örnektir. Öyleyse esas olan barıştır.
- Denetleyelim: "hiçbir koşulda düşünülmediği" denseydi savaş kurallarının varlığı anlamsız kalırdı ✓ — kuralların bulunması istisnanın da düzenlendiğini gösteriyor.
Sık yapılan hata: "Savaşın tercih edildiği" seçeneği. Bir durumun kurala bağlanması onun tercih edildiği anlamına gelmez, sınırlandırıldığı anlamına gelir; tercih edilen barıştır.
11. sorunun çözümü
Tabloda eksik kalan ilke, inanç özgürlüğü ve özgür iradedir.
- Tablonun kurgusu şu: solda barışla ilgili bir kavram, sağda o kavramın karşıladığı ilke.
- Dolu satırlar: selam → karşılaşmada esenlik dileme; Medine Vesikası → farklı inançlarla birlikte yaşama. Her satırda kavramın kendi içeriği bir ilkeye çevriliyor.
- Aynı çeviriyi son satıra uygulayalım: "Dinde zorlama yoktur" ifadesi inanç konusunda baskıyı kaldırır ve tercihi kişinin kendisine bırakır. Karşılık gelen ilke inanç özgürlüğü ve özgür iradedir.
- Denetleyelim: üç satır da barışın zeminini kuruyor ✓ — karşılaşmada güven, birlikte yaşamada hak, inançta özgürlük.
Sık yapılan hata: "Yönetimin merkeziliği" seçeneği. Bu bir yönetim biçimi tartışmasıdır; tablodaki ifade ise yönetimin yapısı hakkında değil, inancın nasıl benimseneceği hakkındadır.
12. sorunun çözümü
Dinde zorlama bulunmaması, inancın ancak özgür bir tercihle anlam kazanacağını bildirir.
- İlkenin neyi kaldırdığına bakalım: inanç konusunda zorlamayı. Öyleyse söz konusu olan inancın içeriği değil, nasıl benimseneceğidir.
- Zorlama ile elde edilen şey dıştan bir uyumdur; kişi kalbiyle benimsemediği bir sözü söylemiş olur. İnanç ise kalbin onayını gerektirir.
- Bu yüzden ilke, inancın baskıyla kabul ettirilemeyeceğini, ancak özgür iradeyle seçildiğinde karşılık taşıyacağını söyler.
- Denetleyelim: ilke inancı önemsizleştirmiyor ✓ — tam tersine ona ancak özgür tercihle ulaşılabileceğini söyleyerek değerini yükseltiyor.
Sık yapılan hata: "İnancın önemsiz olduğu" seçeneği. Zorlamanın kaldırılması inancı değersizleştirmez; inancın gerçek karşılığının ancak özgür iradede bulunacağını gösterir.
13. sorunun çözümü
Kartlar emanet bilincini, ölçülülüğü ve teknolojik sorumluluğu birlikte gösteriyor.
- Üç kartı okuyalım: doğa emanettir, ölçü israfı önler, teknoloji sorumluluk ister.
- Birinci kart doğaya bakışı, ikincisi tüketim ölçüsünü, üçüncüsü araç kullanımını düzenliyor.
- Üçünün ortak yanı şu: hepsi bir SINIR ve sorumluluk getiriyor; hiçbiri yasaklamıyor, ölçü koyuyor.
- Denetleyelim: soru "en kapsayıcı" sonucu istiyor ✓ — emanet bilinci, ölçülülük ve sorumluluğu birlikte anan seçenek üç kartı da içine alıyor.
Sık yapılan hata: "Teknoloji sorumluluk gerektirmez" demek. Üçüncü kart tam tersini söylüyor: teknoloji SORUMLULUK İSTER; imkân büyüdükçe sorumluluk da büyür.
14. sorunun çözümü
Komşuluk hakkının gözetilmesi barışı en küçük ölçekte kurar ve büyük ölçekli barışın zeminini hazırlar.
- Barışın nerede sınandığını soralım: uzaktaki anlaşmalarda mı, yoksa kişinin her gün karşılaştığı insanlarla kurduğu ilişkide mi?
- Komşuluk, kişinin en sık ve en yakın temas kurduğu ilişki alanıdır. Barış burada soyut bir ideal olmaktan çıkıp davranışa dönüşür.
- Gündelik ilişkilerde hakkı gözetmeyi alışkanlık hâline getirmiş bir toplumda daha geniş ölçekli barış da zemin bulur. Kurulan bağlantı budur.
- Denetleyelim: komşu hakkı, komşunun inancına bakılmaksızın gözetilir ✓ — bu yüzden birlikte yaşama pratiğinin en somut biçimi sayılır.
Sık yapılan hata: "Komşuluğun yalnız bir gelenek olması" seçeneği. Komşu hakkı, sürdürülüp sürdürülmemesi kişiye kalmış bir âdet değil, gözetilmesi istenen bir sorumluluktur.
15. sorunun çözümü
Ortak kullanım alanındaki varlığa verilen zarar, o alandan yararlanan herkesin hakkını ilgilendirir.
- Kırılan bankın kime ait olduğuna bakalım: parktaki ortak kullanım alanına, yani herkese.
- Zarar gören tek bir kişinin eşyası değil; o banktan yararlanan bütün insanların kullanım imkânı ortadan kalkıyor.
- Bu yüzden davranış kişisel bir tercih ya da yalnız belediyeyi ilgilendiren bir konu sayılamaz; toplumun tümünü ilgilendiren bir hak ihlalidir.
- Denetleyelim: onarım masrafı da yine ortak kaynaktan karşılanır ✓ — zarar ikinci kez topluma dönüyor.
Sık yapılan hata: "Yalnızca belediyeyi ilgilendirmesi" demek. Belediye bankı onarır ama zarar gören yalnız o değil; banktan yararlanan HERKES etkileniyor.
16. sorunun çözümü
Af, karşılıklı intikam zincirini kırarak çatışmanın sürekli yeniden üretilmesini önlediği için öne çıkarılır.
- Çatışmanın nasıl sürdüğüne bakalım: verilen her karşılık, öteki taraf için yeni bir haksızlık sayılır ve yeni bir karşılık doğurur.
- Bu zincir kendiliğinden bitmez; taraflardan biri isteyerek durdurmadıkça sürer. Af, hakkı bulunan tarafın bu durdurmayı seçmesidir.
- Zincir kırılınca çatışma yeniden üretilmez. Affın barışla ilişkisi buradan gelir.
- Denetleyelim: af, hakkın varlığını inkâr etmez ✓ — affeden kişi zaten hakkı olan kişidir; hakkı olmayanın affedecek bir şeyi yoktur.
Sık yapılan hata: "Affetmenin adaleti ortadan kaldırması" seçeneği. Af, hakkın bulunmadığını söylemez; var olan hakkın sahibi tarafından kullanılmamasıdır ve adaletin yerine geçmez.
17. sorunun çözümü
Kaynak, tarih ve başka kaynaklarla karşılaştırma; bilginin doğruluğunu sınamanın temel adımlarıdır.
- Kartlardaki üç soruyu okuyalım: kaynağı kim? ne zaman yayımlanmış? başka kaynak doğruluyor mu?
- Birincisi bilginin kimden geldiğini, ikincisi güncel olup olmadığını, üçüncüsü bağımsız olarak teyit edilip edilmediğini sorguluyor.
- Üçü de aynı amaca hizmet ediyor: haberi yaymadan önce doğruluğunu sınamak.
- Denetleyelim: sorular paylaşımdan ÖNCE soruluyor ✓ — yanlış bilgi bir kez yayıldığında geri alınamaz.
Sık yapılan hata: "Haberi hızla yaymak" demek. Üç soru da yaymayı GECİKTİREN, önce sınamayı gerektiren sorulardır; amaç hız değil doğruluk.
18. sorunun çözümü
Barış ilkesini somutlaştıran davranış; farklı düşünenleri dinlemek, akran zorbalığına karşı durmak ve anlaşmazlıkları konuşarak çözmektir.
- Önce barışın ne olmadığını belirleyelim: anlaşmazlığın hiç yaşanmaması değildir. İnsanların bulunduğu her yerde görüş ayrılığı olur.
- Barış, bu ayrılığın şiddete başvurulmadan yönetilebilmesidir. Farklı düşüneni dinlemek ve anlaşmazlığı konuşarak çözmek tam olarak bunu yapar.
- Akran zorbalığına karşı durmak da aynı ilkenin parçasıdır: kalıcı barış adaleti gerektirdiği için haksızlık karşısında sessiz kalınmaz.
- Denetleyelim: üç davranış da anlaşmazlığı yok saymıyor, yönetiyor ✓ — barış ilkesinin okuldaki karşılığı budur.
Sık yapılan hata: "Sorunları görmezden gelmek" seçeneği. Görmezden gelmek çatışmayı çözmez, yalnız erteler; üstelik haksızlığa uğrayan tarafı savunmasız bırakır.
19. sorunun çözümü
Kişinin kendi alanındaki davranışı başkasının huzurunu bozuyorsa komşu hakkı devreye girer.
- Durumdaki iki ögeyi ayıralım: davranış kişinin kendi evinde gerçekleşiyor ama etkisi komşularına ulaşıyor.
- Kendi evinde dilediği gibi yaşamak kişinin hakkıdır; ancak bu hak komşunun dinlenme ve huzur hakkının başladığı yerde biter.
- Gece geç saatte yüksek sesle müzik bu sınırı aşıyor. Bağdaşmadığı ilke komşu hakkını gözetmektir.
- Denetleyelim: seçeneklerdeki cömertlik, sabır, şükür ve tevazu kişinin kendi tutumuyla ilgili ✓ — burada ise başkasına verilen bir zarar var.
Sık yapılan hata: "Sabırlı olmak" demek. Sabır rahatsız EDİLENDEN beklenebilecek bir tutumdur; sorudaki davranışın ihlal ettiği ilke ise komşu hakkıdır.
20. sorunun çözümü
Ayet, tek bir insanın hayatını bütün insanlığın hayatına eşitleyerek can dokunulmazlığını en yüksek ölçüte bağlar.
- Ayetin kurduğu iki karşıtlığı ayıralım: haksız yere bir cana kıymak bütün insanları öldürmek, bir canı yaşatmak ise bütün insanları yaşatmak gibi sayılıyor.
- Bu eşitleme bir abartı değil bir ölçüt koymadır: bir insanın hayatının değeri, kaç kişi olduğuna bakılarak hesaplanamaz.
- Öyleyse ayetin verdiği ölçüt, tek bir insanın hayatının bütün insanlık kadar değerli sayılmasıdır. Bu ölçüt, cana kıymayı hiçbir gerekçenin haklı çıkaramayacağı anlamına gelir.
- Denetleyelim: ayet "bir cana kıymamış ya da bozgunculuk yapmamış birini" diyerek tekil bir candan söz ediyor ✓ — değer tek kişide de bütün insanlıktaki kadardır.
Sık yapılan hata: "Değerin sayıya bağlı olduğu" seçeneği. Ayet tam tersini söyler: bir can ile bütün insanlık aynı terazide tutularak değerin sayıyla ölçülemeyeceği anlatılır.