12. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı 1. Dönem 1. Yazılı
20 soru · cevap anahtarı ve adım adım çözüm sayfanın altında
Kapsanan konular
Bir romanda Çukurova’nın doğası geniş betimlemelerle veriliyor, halk anlatılarından beslenen destansı bir söyleyiş kullanılıyor ve ezilen insanın direnişi öne çıkarılıyor. Bu tanım aşağıdaki yazarlardan hangisinin çizgisine uyar?
- A Ahmet Hamdi Tanpınar
- B Peyami Safa
- C Yaşar Kemal
- D Sait Faik Abasıyanık
- E Cemal Süreya
Bir dilin sözcük dağarcığı ve söyleyişi zaman içinde değişmektedir. Bu değişimi hızlandıran etkenler sorulmaktadır. Buna göre hangileri etkilidir?
- A Yalnız coğrafi konum
- B Yalnız nüfus sayısı
- C Siyasi ve toplumsal değişim, teknoloji ve çeviri
- D Yalnız iklim
- E Yalnız yer şekilleri
Bir okur, incelediği hikâyelerde belirgin bir olay örgüsü ve çarpıcı bir son bulamadığını; bunun yerine sıradan insanların bir anlık duygu ve izlenimlerinin öne çıktığını görüyor. Bu hikâyeler hangi anlayışa örnektir?
- A Olay (Maupassant) hikâyeciliği
- B Tarihî hikâyecilik
- C Durum (Çehov) hikâyeciliği
- D Fantastik hikâyecilik
- E Destansı hikâyecilik
Bir yazar, gazetedeki köşesinde kanıt kaygısı gütmeden, kendi düşüncelerini konuşur gibi bir dille aktarıyor ve okuru bir sonuca zorlamıyor. Bu yazıların türü ve Cumhuriyet döneminde bu türün öne çıkan adı hangisinde doğru verilmiştir?
- A Makale – Ziya Gökalp
- B Deneme – Nurullah Ataç
- C Fıkra – Ahmet Rasim
- D Anı – Halide Edip Adıvar
- E Eleştiri – Cemil Meriç
| Ortam | Yayımdan sonra düzeltme |
|---|---|
| Basılı kitap | Yeni baskı gerektirir |
| Blog yazısı | ? |
Tabloda yayın ortamları karşılaştırılmış, biri boş bırakılmıştır. Tablodaki eksik bölüm hangi seçenektedir?
- A Metin üzerinde anında yapılabilir
- B Yeni baskı gerektirir
- C Yapılamaz
- D Yalnızca yazar ölünce yapılır
- E Ölçülemez
| Ölçüt | Kişisel metinde karşılığı |
|---|---|
| İçtenlik | Yaşantının olduğu gibi aktarılması |
| Tutarlılık | ? |
Tabloda kişisel metinleri değerlendirme ölçütleri verilmiş, biri boş bırakılmıştır. Tabloyu tamamlayan seçenek hangisidir?
- A Sözcük sayısı
- B Yaşantının aktarılması
- C Metnin kısalığı
- D Metnin kendi içinde çelişkiye düşmemesi
- E Yayın tarihi
| Öğe | Günlükteki işlevi |
|---|---|
| Tarih | Yazının hangi güne ait olduğunu gösterir |
| Birinci kişi anlatım | ? |
Tabloda günlüğün öğeleri ve işlevleri eşleştirilmiş, biri boş bırakılmıştır. Tabloyu tamamlayan seçenek hangisidir?
- A Günü gösterir
- B Yaşantının doğrudan yazarın ağzından aktarılmasını sağlar
- C Kaynak belirtir
- D Ölçü kurar
- E Kafiye sağlar
Bir inceleme
Bir yazarın metinlerinde denizcilikle ilgili terimler, kıyı yaşamına özgü deyimler sıkça geçmektedir.
Yukarıdaki durumun gösterdiği sorulmaktadır. Buna göre aranan sonuç hangisidir?
- A Yazarın konuyu bilmediği
- B Metnin kısa olduğu
- C Yazarın söz varlığının yaşadığı çevreden beslendiği
- D Metnin kurmaca olmadığı
- E Çıkarım yapılamaz.
Bir edebî metni değerlendirirken yazıldığı dönemin koşulları da göz önüne alınmaktadır. Bu yaklaşımın gerekçesi aranmaktadır. Buna göre neden bağlam gözetilir?
- A Metnin uzunluğunu ölçmek için
- B Yazarın adını bulmak için
- C Metindeki göndermelerin ve seçimlerin ancak dönem içinde anlaşılabilmesi için
- D Yazım kurallarını denetlemek için
- E Sayfa sayısını belirlemek için
Yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark ele alınmaktadır. Yazı dilinin ayırt edici özelliği aranmaktadır. Buna göre yazı dili nasıldır?
- A Yöreden yöreye değişir
- B Kurala bağlı değildir
- C Yalnız sözlü kullanılır
- D Ortak kurallara bağlı ve ülke genelinde birleştiricidir
- E Yalnız edebiyatta kullanılır
Edebiyat ile dil, düşünce ve toplum arasındaki ilişki bütün olarak değerlendirilmektedir. Ünitenin ana savı aranmaktadır. Buna göre hangisi söylenebilir?
- A Edebiyat toplumdan bağımsızdır
- B Dil hiç değişmez
- C Edebiyat yalnız biçimden ibarettir
- D Düşünce akımları edebiyatı etkilemez
- E Edebiyat, dilin ve düşüncenin değişimini hem yansıtır hem etkiler
| Tür | Özelliği |
|---|---|
| Günlük | Yaşananların tarih atılarak, sıcağı sıcağına yazılması |
| Anı | ? |
Tabloda iki tür karşılaştırılmış, biri boş bırakılmıştır. Tabloda eksik kalan bilgi hangisidir?
- A Sıcağı sıcağına yazılması
- B Geçmişte yaşananların aradan zaman geçtikten sonra yazılması
- C Kurmaca olması
- D Ölçüye bağlı olması
- E Kaynakça istemesi
Garip hareketini başlatan ve topluluğun bildirisi sayılan ön sözü yazan şair aşağıdakilerden hangisidir?
- A Cahit Sıtkı Tarancı
- B Orhan Veli Kanık
- C Fazıl Hüsnü Dağlarca
- D Cemal Süreya
- E Necip Fazıl Kısakürek
Bir cümlede gereksiz sözcük kullanılması anlatım bozukluğu sayılmaktadır. Bu bozukluğun türü sorulmaktadır. Buna göre bozukluk hangi başlıktadır?
- A Yazım yanlışı
- B Anlamla ilgili bozukluk
- C Noktalama yanlışı
- D Ses olayı
- E Yazı tipi hatası
Bir edebiyat topluluğunun görüşleri
Şiirden ölçüyü, uyağı ve süslü benzetmeleri atmayı savunan bu topluluk, sıradan insanın gündelik hayatını yalın bir konuşma diliyle anlatmayı amaçladı. Şairaneliğe karşı çıktılar; şiiri halka yaklaştırmak istediler.
Yukarıdaki parçada görüşleri özetlenen topluluk aşağıdakilerden hangisidir?
- A Garip (Birinci Yeni)
- B Yedi Meşaleciler
- C Beş Hececiler
- D İkinci Yeni
- E Hisarcılar
| Metin | Anlatım kişisi |
|---|---|
| Günlük | Birinci kişi |
| Haber metni | ? |
Tabloda metinlerin anlatım kişisi karşılaştırılmış, biri boş bırakılmıştır. Eksik bırakılan bölüm hangi seçenektedir?
- A Birinci kişi
- B Üçüncü kişi
- C İkinci kişi
- D Kişi kullanılmaz
- E Belirsiz
Bir metin üzerine
Bir günlükte, sınav sonucunun açıklandığı gün için yalnızca "Bugün pencereyi hiç açmadım." cümlesi yazılmıştır.
Yukarıdaki cümlenin anlatım gücü sorulmaktadır. Buna göre verilecek yanıt hangisidir?
- A Duyguyu doğrudan söylemeden bir ayrıntıyla sezdirmesi
- B Duyguyu açıkça söylemesi
- C Sayısal veri vermesi
- D Kural bildirmesi
- E Anlatım gücü yoktur.
Diller arasındaki etkileşim sonucunda sözcük alışverişi yaşanmaktadır. Bu alışverişin doğal karşılanma nedeni sorulmaktadır. Buna göre neden nedir?
- A Dillerin hiç değişmemesi
- B Toplumlar arası ilişkinin dile yansıması ve yeni kavramların karşılık gerektirmesi
- C Sözlüklerin yetersizliği
- D Yazının bulunmaması
- E Eğitimin olmaması
Ali Şîr Nevâî'nin bu eserinde iki dil karşılaştırılmaktadır. Eserin savunduğu görüş sorulmaktadır. Buna göre yazar neyi savunmuştur?
- A Türkçenin anlatım bakımından zengin bir dil olduğunu
- B Türkçenin yazıya elverişsiz olduğunu
- C Şiirin yalnız Farsça yazılabileceğini
- D Sözlük gerekmediğini
- E Dillerin karşılaştırılamayacağını
Zaman şeridinde bazı edebî toplulukların ortaya çıkış yılları verilmiştir. Bu şeride göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A İkinci Yeni, Garip’ten sonra ortaya çıkmıştır.
- B Garip, Yedi Meşaleciler’den önce doğmuştur.
- C Üç topluluk da aynı yıl kurulmuştur.
- D İkinci Yeni en eski topluluktur.
- E Yedi Meşaleciler Garip’ten sonra gelmiştir.
🔑 Cevap anahtarı ve çözümler — önce kendin çöz
1. sorunun çözümü
Çukurova doğası, halk anlatılarından gelen destansı söyleyiş ve direnen insan Yaşar Kemal’in roman çizgisini tanımlar.
- Tarifteki üç ögeyi ayıralım: mekân Çukurova, üslup destansı, izlek ezilen insanın direnişi.
- Mekân tek başına belirleyici: Çukurova’yı geniş betimlemelerle romanın merkezine yerleştiren yazar Yaşar Kemal’dir.
- Destansı söyleyiş ve direniş izleği de bunu doğrular; İnce Memed bu üç ögenin bir arada bulunduğu roman olarak anılır.
- Denetleyelim: şıklardaki öteki adlar İstanbul çevresinde, bireyin iç dünyasında ya da şiirde anılıyor ✓ — Çukurova ölçütünü karşılamıyorlar.
Sık yapılan hata: "Ahmet Hamdi Tanpınar" demek. Tanpınar’ın romanlarında merkez, zaman ve bilinç izleğiyle birlikte İstanbul’dur; ezilen köylünün destansı direnişi onun konusu değildir.
2. sorunun çözümü
Siyasi ve toplumsal değişim, teknoloji ve çeviri dildeki değişimi hızlandıran etkenlerdir.
- Dilin neden değiştiğini soralım: yeni nesne ve kavramlar ortaya çıktığında bunları karşılayacak sözcükler gerekir.
- Yeni kavramları getiren etkenlere bakalım. Teknoloji yeni araçlar ve işlemler getiriyor; çeviri başka dillerdeki kavramları taşıyor; toplumsal ve siyasi değişim ise yeni kurumlar ve ilişkiler doğuruyor.
- Üçü birlikte hem yeni sözcük ihtiyacını doğuruyor hem bu sözcüklerin yaygınlaşmasını sağlıyor. Değişimi hızlandıran etkenler bunlardır.
- Denetleyelim: seçeneklerdeki iklim, yer şekilleri, coğrafi konum ve nüfus sayısı ✓ — hiçbiri doğrudan yeni kavram üretmiyor.
Sık yapılan hata: "Yalnız coğrafi konum" demek. Coğrafya lehçe farklarında rol oynayabilir, ama dile YENİ kavram getiren şey toplumsal değişim, teknoloji ve çeviridir.
3. sorunun çözümü
Olay örgüsü yerine kesiti, anlık duygu ve izlenimi öne çıkaran anlayış durum (Çehov) hikâyeciliğidir.
- Okurun bulamadıklarını yazalım: belirgin bir olay örgüsü ve çarpıcı bir son yok.
- Bu ikisi tam olarak olay (Maupassant) hikâyeciliğinin ölçütleridir; yoklukları karşı kutbu işaret eder.
- Bulduğu şeye bakalım: sıradan insanların bir anlık duygu ve izlenimleri. Yaşamdan bir kesit sunup okuru sonuca bağlamadan bırakan bu anlayışa durum (kesit) hikâyeciliği denir; Türk edebiyatında Sait Faik Abasıyanık bu çizgide anılır.
- Denetleyelim: metinde ne geçmiş bir çağdan ne olağanüstü ögelerden söz ediliyor ✓ — tarihî ve fantastik hikâyecilik elenir.
Sık yapılan hata: "Olay (Maupassant) hikâyeciliği" demek. O anlayışta düğüm, çatışma ve beklenmedik bir sonuç bulunur; okurun burada bulamadığı şey tam olarak budur.
4. sorunun çözümü
Kanıtlama kaygısı gütmeden konuşur gibi kişisel düşünce aktaran yazı denemedir; Cumhuriyet döneminde türün öncü adı Nurullah Ataç’tır.
- Metnin niteliklerini ayıralım: kanıt kaygısı yok, dil konuşma diline yakın, okur bir sonuca zorlanmıyor.
- İlk ölçüt makaleyi eler: makale bir savı belgeyle kanıtlamak için yazılır. Okuru sonuca zorlamamak ise denemenin ayırt edici tutumudur; yazar düşüncesini serbestçe gezdirir.
- Cumhuriyet döneminde denemeyi yerleştiren ve dil tartışmalarıyla da tanınan ad Nurullah Ataç’tır.
- Denetleyelim: tür ile yazarın birlikte tutarlı olması gerekir ✓ — Ataç deneme ve eleştiri türlerinde ürün vermiştir.
Sık yapılan hata: "Makale – Ziya Gökalp" demek. Makale, ileri sürülen düşüncenin kanıtlarla desteklenmesini gerektirir; metinde ise kanıt kaygısının bulunmadığı açıkça söyleniyor.
5. sorunun çözümü
Elektronik ortamda metin yayımlandıktan sonra da güncellenebilir.
- Tablonun kurgusu şu: solda yayın ortamı, sağda yayımdan sonra düzeltmenin nasıl yapılacağı.
- Dolu satır: basılı kitap → yeni baskı gerektirir. Basılmış metin sabittir; değiştirmek için yeniden basmak gerekir.
- Blog yazısı ise elektronik ortamdadır. Metin sunucuda durur ve yazar tarafından anında düzenlenebilir.
- Denetleyelim: bu bir kolaylık ama sorumluluk da getiriyor ✓ — yayımlanan metin kopyalanmış olabilir, düzeltme her kopyaya ulaşmaz.
Sık yapılan hata: "Yeni baskı gerektirir" demek. Bu, ÜST SATIRDA basılı kitap için zaten yazılmış; elektronik ortamın farkı düzeltmenin baskıya gerek kalmadan yapılabilmesidir.
6. sorunun çözümü
Tutarlılık, metnin kendi içinde çelişkiye düşmemesidir.
- Tablonun kurgusu şu: solda değerlendirme ölçütü, sağda kişisel metindeki karşılığı.
- Dolu satır: içtenlik → yaşantının olduğu gibi aktarılması. İçtenlik metnin DIŞARIYLA, yani gerçek yaşantıyla ilişkisini ölçüyor.
- Tutarlılık ise metnin İÇ düzenini ölçer: baştaki bir ifade sondakiyle çelişmemeli, anlatılanlar birbirini yalanlamamalıdır.
- Denetleyelim: bir metin içten olup tutarsız da olabilir ✓ — iki ölçüt birbirinden bağımsız çalışıyor.
Sık yapılan hata: "Yaşantının aktarılması" demek. Bu, ÜST SATIRDA içtenlik için zaten yazılmış; tutarlılık dışarıyla değil, metnin KENDİ içindeki düzenle ilgilidir.
7. sorunun çözümü
Birinci kişi anlatım, yaşantının doğrudan yazarın ağzından aktarılmasını sağlar.
- Tablonun kurgusu şu: solda günlüğün bir ögesi, sağda o ögenin işlevi.
- Dolu satır: tarih → yazının hangi güne ait olduğunu gösterir. Yani tarih ZAMANI belirliyor.
- Birinci kişi anlatım ise SESİN KAYNAĞINI belirler: yaşantı bir başkasının aktarımıyla değil, doğrudan yazarın ağzından geliyor.
- Denetleyelim: bu, günlüğün içtenlik duygusunu da kuruyor ✓ — araya bir anlatıcı girmiyor.
Sık yapılan hata: "Günü gösterir" demek. Bu, ÜST SATIRDA tarih için zaten yazılmış; anlatım kişisi zamanı değil, anlatan SESİ belirler.
8. sorunun çözümü
Yazarın kullandığı sözcük dağarcığı yaşadığı çevreden izler taşır.
- İncelemedeki bulguyu okuyalım: metinlerde denizcilik terimleri ve kıyı yaşamına özgü deyimler sıkça geçiyor.
- Terimler öğrenilerek de kullanılabilir ama DEYİMLER öyle değil; deyimler bir yaşam biçiminin içinde edinilir.
- İkisinin bir arada ve sıkça bulunması, yazarın söz varlığının yaşadığı çevreden beslendiğini gösterir.
- Denetleyelim: söz varlığı yazarın dünyasının izini taşır ✓ — bu yüzden metinden yazar hakkında çıkarım yapılabilir.
Sık yapılan hata: "Yazarın konuyu bilmediği" demek. Alanına özgü terimleri ve deyimleri doğru kullanmak tam tersini gösterir: yazar o dünyayı YAKINDAN biliyor.
9. sorunun çözümü
Metindeki göndermeler ve sözcük seçimleri ancak dönem içinde anlam kazandığı için bağlam gözetilir.
- Bir metnin nerede üretildiğini düşünelim: belirli bir dönemin içinde, o dönemin olayları ve kavramlarıyla birlikte.
- Yazar bu ortamdan seçim yapar. Bir olaya, bir tartışmaya ya da o günün bilinen bir kişisine gönderme yapabilir; kullandığı sözcükler de dönemin anlam yüklerini taşır.
- Bu göndermeler bilinmediğinde metin eksik anlaşılır; bir cümlenin taşıdığı ima görülmez. Bağlamın gözetilme gerekçesi budur.
- Denetleyelim: seçeneklerdeki uzunluk, yazar adı, yazım denetimi ve sayfa sayısı ✓ — dördü de metnin anlamıyla ilgili değil.
Sık yapılan hata: "Yazarın adını bulmak için" demek. Bağlam bilgisi yazarın KİMLİĞİNİ değil, metindeki göndermelerin neye karşılık geldiğini anlamaya yarar.
10. sorunun çözümü
Yazı dili ortak kurallara bağlıdır ve ülke genelinde anlaşmayı sağlayan birleştirici bir işlev görür.
- İki dili karşılaştırarak başlayalım. Konuşma dili yöreden yöreye değişir; söyleyiş, sözcük seçimi ve kimi yapılar bölgeye göre farklılaşır.
- Yazı dili ise bu değişkenliği taşımaz. Yazım, noktalama ve dil bilgisi kuralları ortaktır ve her yerde aynı biçimde uygulanır.
- Bu ortaklık bir işlev doğurur: ülkenin her yerinden okur aynı metni aynı biçimde anlar. Yazı dilinin ayırt edici özelliği budur.
- Denetleyelim: "yalnız edebiyatta kullanılır" seçeneği ✓ — yazı dili ders kitabından resmî yazışmaya kadar her alanda kullanılıyor.
Sık yapılan hata: "Yöreden yöreye değişir" demek. Yöreye göre değişen KONUŞMA dilidir; yazı dili tam da bu değişkenliği ortadan kaldırmak için ortak kurallara bağlanmıştır.
11. sorunun çözümü
Edebiyat, dilin ve düşüncenin değişimini hem yansıtır hem etkiler.
- Ünitenin izlediği yolu toplayalım. Bir yandan dilin değişimi, sözlükler ve sadeleşme çalışmaları ele alındı.
- Öte yandan düşünce akımlarının, psikolojinin ve çevirinin edebiyata etkisi işlendi. Bu iki koldan bakıldığında eserler dönemin dilini ve düşüncesini taşıyor.
- Ama ilişki tek yönlü değil: aynı eserler yeni sözcükleri yaygınlaştırır, yeni türler getirir ve düşünce akımlarına örnek sağlar. Ünitenin ana savı bu çift yönlülüktür.
- Denetleyelim: "dil hiç değişmez" seçeneği ✓ — ünitenin yarısı doğrudan dil değişimini konu ediyor.
Sık yapılan hata: "Edebiyat yalnız biçimden ibarettir" demek. Ünite boyunca edebiyatın dil, düşünce ve TOPLUMLA ilişkisi işlendi; biçimle sınırlı olsaydı bu ilişkiler kurulmazdı.
12. sorunun çözümü
Anı, aradan zaman geçtikten sonra geçmişe bakılarak yazılır.
- Tablonun kurgusu şu: solda tür, sağda ayırt edici özelliği.
- Dolu satır: günlük → yaşananların tarih atılarak, SICAĞI SICAĞINA yazılması. Yani yaşama ile yazma arasında zaman yok.
- Anıyı günlükten ayıran şey tam bu aralıktır. Anıda olay yaşandıktan bir süre sonra, geriye dönülerek yazılır.
- Denetleyelim: bu aralık anıya bir üstünlük de kazandırır ✓ — yazar olayın sonucunu bilir ve onu daha geniş bir çerçevede değerlendirebilir.
Sık yapılan hata: "Sıcağı sıcağına yazılması" demek. Bu, tablonun ÜST SATIRINDA günlük için zaten yazılmış; anıyı ondan ayıran şey araya giren zamandır.
13. sorunun çözümü
Garip kitabının bildiri sayılan ön sözünü Orhan Veli Kanık yazmıştır.
- Topluluğu belirleyelim: Garip, 1941’de Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın ortak kitabıyla doğdu.
- Kitabın başındaki ön söz, topluluğun ilkelerini — ölçü ve uyağın bırakılması, şairaneliğin reddi, gündelik dilin benimsenmesi — açıklayan bir bildiri niteliğindedir.
- Bu ön sözü kaleme alan ve hareketin sözcüsü sayılan ad Orhan Veli Kanık’tır.
- Denetleyelim: şıklardaki öteki adların hiçbiri Garip’in üç şairinden biri değil ✓ — dolayısıyla bildiriyi yazan da onlar olamaz.
Sık yapılan hata: "Cahit Sıtkı Tarancı" demek. Cahit Sıtkı aynı yıllarda yazmış olsa da topluluğun üyesi değildir; şiirinde ölçü ve ahenk kaygısını sürdürmüştür.
14. sorunun çözümü
Gereksiz sözcük kullanımı, anlamla ilgili anlatım bozukluklarındandır.
- Bozukluğun nereden kaynaklandığını belirleyelim: cümlede gereksiz bir sözcük var, yani aynı anlam iki kez veriliyor.
- Bu bir yazım sorunu değil; sözcükler doğru yazılmış olabilir. Noktalama da yerinde olabilir. Sorun sözcüklerin taşıdığı anlamda.
- Öyleyse bozukluk anlamla ilgili başlığa girer. Ses olayları ve yazı tipi ise anlatım bozukluğu başlığının dışındadır.
- Denetleyelim: cümle doğru yazılsa bile bozukluk sürüyor ✓ — bu, sorunun yazımdan gelmediğini gösteriyor.
Sık yapılan hata: "Yazım yanlışı" demek. Yazım yanlışı sözcüğün nasıl YAZILDIĞIYLA ilgilidir; gereksiz sözcük kullanımında ise sözcükler doğru yazılmış olabilir.
15. sorunun çözümü
Ölçüyü, uyağı ve şairane söyleyişi reddedip gündelik dille sıradan insanı anlatan topluluk Garip (Birinci Yeni) hareketidir.
- Parçadaki üç ölçütü ayıralım: ölçü ile uyağın atılması, süslü benzetmelerden kaçınılması ve konuşma diline yaklaşılması.
- İlk iki ölçüt biçimle ilgili: ölçü ve uyak bırakılınca geriye serbest söyleyiş kalır. Üçüncüsü içerikle ilgili: konu artık seçkin bir duygu değil, sıradan insanın gündelik yaşamıdır.
- 1941’de Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet’in Garip kitabıyla ortaya koyduğu program tam olarak bunu söyler: şiiri şairanelikten arındırıp halkın diline yaklaştırmak.
- Denetleyelim: parçadaki hiçbir ölçüt hece ya da aruzdan söz etmiyor ✓ — biçim kısıtı tümüyle kaldırılmış, bu da Garip’i işaret ediyor.
Sık yapılan hata: "Beş Hececiler" demek. Beş Hececiler ölçüyü atmaz, tam tersine hece ölçüsünü benimser; parçada ise ölçünün şiirden çıkarıldığı açıkça söyleniyor.
16. sorunun çözümü
Haber metni olayı dışarıdan aktardığı için üçüncü kişi anlatımını kullanır.
- Tablonun kurgusu şu: solda metin, sağda anlatım kişisi.
- Dolu satır: günlük → birinci kişi. Yazar kendi yaşantısını kendi ağzından anlatır ("gittim, gördüm").
- Haber metninde ise yazan kişi olayın içinde değildir; olayı dışarıdan aktarır. Bu da üçüncü kişi anlatımını gerektirir ("gitti, görüldü").
- Denetleyelim: üçüncü kişi anlatımı mesafe kurar ✓ — haberin nesnel görünmesinin nedenlerinden biri budur.
Sık yapılan hata: "Birinci kişi" demek. Bu, ÜST SATIRDA günlük için zaten yazılmış; haber metninde yazar olayın içinde olmadığı için dışarıdan aktarır.
17. sorunun çözümü
Küçük bir davranış ayrıntısı, söylenmeyen duyguyu okura sezdirir.
- Cümleyi okuyalım: "Bugün pencereyi hiç açmadım." Burada hiçbir duygu adı geçmiyor.
- Aktarılan şey yalnızca bir davranış. Ama bağlam biliniyor: o gün sınav sonucu açıklanmış.
- Okur bu iki bilgiyi birleştirip duyguyu kendisi kurar. Anlatım gücü de buradan gelir: duygu söylenmeden sezdiriliyor.
- Denetleyelim: "çok üzgündüm" denseydi etki bu kadar güçlü olmazdı ✓ — sezdirmek söylemekten etkili olabiliyor.
Sık yapılan hata: "Duyguyu açıkça söylemesi" demek. Cümlede tek bir duygu adı bile geçmiyor; anlatım gücü duyguyu söylememesinden, bir AYRINTIYLA sezdirmesinden geliyor.
18. sorunun çözümü
Toplumlar arası ilişki dile yansır; yeni kavramlar karşılık gerektirdiği için sözcük alışverişi doğaldır.
- Alışverişin nereden doğduğunu izleyelim: toplumlar ticaret, bilim ve kültür yoluyla birbiriyle ilişki kurar.
- Bu ilişki yeni nesne ve kavramları da beraberinde getirir. Daha önce bilinmeyen bir aracın, bir yiyeceğin ya da bir kavramın dilde hazır bir karşılığı bulunmaz.
- Dil bu boşluğu doldurmak için sözcük alır. Alışverişin doğal karşılanma nedeni budur; her dilde görülen bir süreçtir.
- Denetleyelim: "sözlüklerin yetersizliği" seçeneği ✓ — alışveriş sözlüklerden değil, toplumlar arası ilişkiden doğuyor.
Sık yapılan hata: "Dillerin hiç değişmemesi" demek. Sözcük alışverişi tam da dillerin DEĞİŞTİĞİNİ gösterir; değişmeselerdi böyle bir alışveriş de olmazdı.
19. sorunun çözümü
Ali Şîr Nevâî eserinde Türkçenin anlatım bakımından zengin bir dil olduğunu savunmuştur.
- Eserin türünü belirleyelim: iki dilin karşılaştırıldığı bir metin. Karşılaştırma yapan bir yazar genellikle bir taraf tutar.
- Nevâî’nin tuttuğu taraf Türkçedir. Eserinde Türkçenin anlatım gücünü örneklerle gösterir; bir kavramı karşılayan sözcük çeşitliliğini ortaya koyar.
- Savunduğu görüş budur: Türkçe anlatım bakımından zengin bir dildir.
- Denetleyelim: "dillerin karşılaştırılamayacağını" seçeneği ✓ — eserin kendisi zaten bir karşılaştırma.
Sık yapılan hata: "Türkçenin yazıya elverişsiz olduğunu" demek. Nevâî tam TERSİNİ savunuyor; eseri Türkçenin anlatım zenginliğini göstermek için yazılmıştır.
20. sorunun çözümü
Zaman şeridine göre İkinci Yeni (1956), Garip’ten (1941) sonra ortaya çıkmıştır.
- Şeritteki üç yılı sıraya koyalım: Yedi Meşaleciler 1928, Garip 1941, İkinci Yeni 1956.
- Şeritte yıllar soldan sağa büyür; en sağdaki topluluk en geç doğmuş olandır. Bu da İkinci Yeni’dir.
- 1956, 1941’den büyük olduğuna göre İkinci Yeni, Garip’ten sonradır.
- Denetleyelim: aynı sıralama öteki yargıları da eliyor ✓ — Garip 1941’de, yani Yedi Meşaleciler’den (1928) sonra doğmuş; üç topluluk da ayrı yıllarda ortaya çıkmış.
Sık yapılan hata: "İkinci Yeni en eski topluluktur." demek. Şeritte İkinci Yeni’nin yılı 1956, yani üç yılın en büyüğü; en eski topluluk 1928’deki Yedi Meşaleciler’dir.